Ölüm Çiçeği- Hükmün Gölgesi

BÖLÜM 2: KURBAN VE CELLAT

Yazar:

Ölüm Çiçeği- Hükmün Gölgesi – Ayça Olgaç kitap kapağı
Ölüm Çiçeği- Hükmün Gölgesi – Ayça Olgaç kitap kapağı

BÖLÜM 2 ──────────── ✦ ──────────── Bir Hafta Sonra “Ömrüm, ördükçe sökülen yakasız kolsuz hırkam...” der Şükrü Erbaş. Günlerim, bu tek cümlelik dizenin hayatımın şu anki felaketiyle ne kadar ürpertici bir şekilde bağdaştığını düşünerek geçip gidiyordu. Zaman akıyordu elbette ama ben zamanın dairesel akışının dışında, mutlak bir hiçliğin merkezinde sıkışıp kalmıştım. Günler birbiri ardına diziliyordu fakat benim için hiçbiri diğerinden farklı değildi. Teyzemin evinde gözlerimi açıyor, yataktan kalkmak için ruhumla amansız bir savaşa giriyordum. Bedenimi yataktan sökmeyi başardığımda bile hayata gerçekten karışamıyordum. Evde işleyen, beni boğan bir düzen vardı. Kahvaltı saatleri, almam gereken ağır ilaçların zamanı, yakında gidilmesi şart koşulan psikolog randevusunun takvimi, kesilmeyen taziye telefonları, televizyonun arka planda yankılanan o ruhsuz sesi... Dışarıda bir düzen vardı ama benim içimdeki her şey karmakarışık olmuştu. Aynaya her baktığımda, içimden tekrar ettiğim cümlelerim vardı. Adım Leyla, 21 yaşındayım. Dört ay önce kaçırıldım, ailem cinayete kurban gitti. Ben Leyla, yazgım saçlarımdan kara. Bazı geceler, karanlığın içinden çıkan görünmez bir el boğazımı sıkıyordu. Ölmem için yaptığı bu eylemde, gözlerimin içine bakıyordu o el. Bense o gözlere öfkeyle değil, adeta beni bu azaptan kurtarması için yalvararak bakıyordum. Ölüm, kısacık ve enkaza dönmüş hayatımdaki en zahmetsiz kaçış yolu gibi görünmeye başlamıştı. Zihnim intihara meyletmişti bir kez, geçmeyecek bu acıyı dindirmenin tek yolu bilincimi tamamen kapatmak mıydı? Sol bileğimi dikine kesecek kadar gözümü karartmaya hazırdım. Polisler bir hafta içinde ikinci kez eve geldiklerinde, felaketin soğukluğu bir kez daha yüzüme çarptı. İlk ifademi hastanede almaya çalışmışlardı ama geçirdiğim kriz yüzünden yarım kalmıştı. Onlar için ben hâlâ çözülememiş, üstü kapatılamayan meçhul bir dosyaydım. Kapı çaldığında teyzem yine tetikteydi. Gözleri derin bir kaygıyla dolmuştu. Polisler içeri girdiğinde, soruşturmanın yorucu kasveti odanın aydınlığını emip bitirdi. "Hatırladığınız yeni bir detay var mı Leyla Hanım?" Farklı yüzler, aynı soğuk soruları zihnimin kanayan sayfalarına yöneltiyordu. Teyzemin evine geçtikten birkaç gün sonra, adli kontrol ve detaylı muayene için beni yeniden hastaneye götürmüşlerdi. Yine basının çakallığından kaçarak, gizli kapılardan sokulmuştum içeriye. Zihnimden önce bedenimi santim santim kontrol etmişlerdi. Herhangi bir cinsel istismar bulgusuna rastlamamışlardı. Ancak bir kontrol adı altında, yabancı ellerin bedenimde soğuk aletlerle dolaşması ruhumu tecavüze uğramışçasına yaralamıştı. Bilincim açık bir şekilde bir doktorun karşısında soyunmak, zihnimde yıkıcı bir elektrik akımına sebep olmuş ve orada anksiyete atağı geçirip bayılmıştım. Hastaneye ve doktorlara dair her şey, ölümden bile daha korkunç geliyordu artık bana. "Hayır," dedim polislere. Sesim, çizilmiş bir plaktan çıkan tekdüze bir cızırtıydı sanki. Sorular birbirini kovaladı. Çevremizde düşmanımız olup olmadığını, şüpheli hareketler sezip sezmediğimi, babamın ya da annemin hayatına kastedebilecek isimleri sordular... Bilmiyordum. O kadar korunaklı, o kadar dertsiz ve sıradan bir hayatım vardı ki... Şimdi o sıradanlığın huzurunu öyle çok özlüyordum. Bize bunu neden yapmışlardı? Ve en önemlisi... Beni de öldürmeyip bu cehennemin ortasında neden sağ bırakmışlardı? Emniyet mensupları gittikten sonra okuldan arkadaşlarım eve gelmeye başladı. Uzun zamandır ilk kez bu kadar insan kalabalığıyla bir araya geliyordum ama hiçbiri gerçekten yanımda değildi. Hepsinin gözlerinde aynı tekinsiz duygu maskelenmişti. Merak. Beni gerçekten anlıyorlar mıydı? Yoksa bir korku filminin başrolünü izler gibi anlatılan vahşeti dinleyip, ardından kendi güvenli hayatlarına geri mi döneceklerdi? Benim bir daha asla adım atamayacağım o normal hayata... Aralarından sadece Ozan hiç değişmemişti. Sessizdi. Bana acıyan ya da meraklı sorular sormuyordu. Bakışlarında beni ve bu yıkımı sorgusuzca anlayan bir der…

Bölümün tamamını WritePad'de oku