II.PART: HUNOS LANETİ
Yazar: Liyasalll

MİNEL LEONİDAS 23 YAŞINDA Hayalet olmak istediğim anlardaydım. Bu anlarda çoğu zaman kendimi o evde bulurduk gemişin hayaleti ve kabusu peşimi bırakmıyordu. Bundan kurtulmak istediğimi biliyodum ama nasıl olacağı hakkında bir fikir sahibinde değildim. Geçmişim karanlıktaydı, geleceğimse bulanıktı. Etrafımda bir tur daha döndüğümde gözlerimi kapatıp iç çektim. Düşünceler zihnimden bir türlü çıkmıyordu bunun için burada olmak son bir şansı doğuruyordu. Son bir şansım vardı bu şansı iyi kullanmak zorundaydım. “Minel?” İlias’ın sesini duymamla beraberinde aynadan göz göze geldik. Üzerindeki tişörtü çıkarmadan ağır adımlarla bana yaklaştı. “Artık dinlensen mi?” Gözleri yüzüme dikkatle baktı. Bu bakışı biliyordum yüzüm berbattı bedenimdeki her kas ağrıyordu. Bazen uyumak bile işkence oluyordu. “İyiyim.” Kaşını imayla kaldırdı. Yanaklarımı şişirdim. “Tamam. İyi değilim ama olmaya çabalıyorum.” Mırıldandım. Köşede duran suyuma doğru adımladığımda bacaklarım hafif sendeledi son anda toparladım. Gözlerimi yumup iç çektim. Yapmam gerekiyordu eğer bunu yapmazsam her şey mahvolurdu. Onca emek onca uykusuz saatler ve çalışmalar… “Dinlenmen gerekiyor. Hemde acilen.” Arkamı dönmeden suyumdan büyük bir yudum aldım. “Bu gidişle Bolshoi balet topluluğuna katılamayacaksın. Seçmeler yakında başlayacak. O seçmelerde şuan olduğu gibi sendeleyemezsin bu tavizi onlardan göremezsin.” Haklıydı. O topluluğa girmek için yıllardır çabalıyordum. Profesyonel olmama az kalmıştı eğer o toplulukta olursam herkesin gözünün önünde olabilirdim ve benim için fırsatlasın arkası kesilmezdi. “Biliyorum.” Arkamı dönerek yüz yüze geldiğimde gözlerindeki duyguyu, merhameti hissettim. Bana merhamet duymasını acımasını istemiyordum. Bu zamana kadar kendi ellerimle ve emeklerimle gelmiştim. “Dediğini yapacağım.” “Güzel,” eliyle kumral saçlarını geriye doğru taradı. Onda olan ısrarlı bakışlarımı fark ettiğinde göz kırpıp ne oldu dercesine başını salladı. Omuz silkip oradan ayrıldığımda zaman benim için oldukça hızlı gerçekleşti. Çalışma saatim yaklaşmıştı. Neyseki çalıştığım restoran buraya oldukça yakındı. Her bir adımımda ağrıyan kaslarım artık son düzlükteydi. Yutkunup üzerimdeki kabanıma sıkıca sarıldım. Sokaklara baktığımda yılbaşı süsleri her yerde rengarenkti. Bugün 31 ocaktı. Onunla karşılaşmamın üzerinden neredeyse dört yıl geçmişti. Şimdi ne yapıyordu? hâlâ bu şehirde miydi? Ona git dediğim için kendimden nefret ettim. Ona git demiştim. Unut beni… Çalıştığım restorandan içeriye girdiğimde içeride pek fazla kişinin olmadığını fark ettim genelde burası geç saatlerde kalabalık olurdu. Oldukça lüks bir yerdi ve çoğu kişinin ünlülerin ve bir çok bürokratın sık uğradığı bir mekandı. Arka tarafa geçtiğimde hızlı adımlarla dolabıma ilerleyip üzerime çalışırken giydiğim gömlek ve eteği hızla geçirip saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. Göz altlarım berbat halde olduğu için çantamdan kapatıcımı alarak göz altlarıma uygulamaya başladım. Her hareketimi hızlı yapmaya çalışıyordum daha fazla geç kalmamak için dudaklarıma hafif tonda kırmızı tonda ruj sürerek giyinme odasından çıktım. Dakikalar sonrasında kendimi masalara servis yaparken buldum. Sığ nefesler alıyordum gerçekten çok yorulmuştum gün içerisinde neredeyse sekiz saat dans için hareketler yapıyordum ve birde akşam geç saatlere kadar burada ayaktaydım. Bedenim artık son noktaya gelmişti. İç çekerek elimdeki tabağı masaya bırakıp arkamı dönecektim ki o sesi duydum. O ses yıllar önce kalbimi ruhumu elleri arasına almıştı. “Servislerim oldukça yavaş.” Gözlerimi kalabalıktan çekerek ona doğru döndüm. Oradaydı. Bütün ihtişamıyla orada oturuyordu oan baktığımda gördüğüm ilk şey karanlıktı. Siyahtı gözleri ve saçları karanlıklar içerisindeydi. “Üzgünüm. Bugün oldukça kalabalığız elimden geldiğince servisimi hızlı yapmaya çalışacağım.” Yüzüne bakmak bedenimin titremesine neden oluyordu onun gözleri ruhuma işleyen kızgın bir demirdi. “Peki,” tabağın yanındaki bıçağı alarak yemeğine döndüğünde gözleri üzerimdeydi. “Neden burada…