Bölüm 6
Yazar: Ceren Oktay

Canlarım, altıncı bölüm an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Dolmerek toprağın altında ilerlerken dünya nefes alıyormuş gibi yükselip alçalıyordu. Ellerimi göğsüme bastırdım. Kalbimin atışları, ayaklarımızın altındaki sarsıntıya karışmıştı. Kütüphanenin penceresinde gördüğüm ışık bir daha yanmadı ama kolyem hâlâ o yöne çekiliyordu. “İçeride biri var,” dedim. “Yıllardır kimse oraya ulaşamadı,” dedi Usta Merte. “Bu, içeride kimse olmadığı anlamına gelmez.” Toana gözlerini kütüphaneye dikti. Birkaç saniye boyunca yüzünde o tanıdık uzaklaşma ifadesi belirdi. Başkalarının zihnine uzandığında dünyayla arasına görünmez bir perde inerdi. Sonunda başını iki yana salladı. “Hiçbir şey duyamıyorum.” “Mehayaböleri de duyamıyorsun,” dedim. Usta Merte’nin bakışları Toana’ya kaydı. “Ne demek istiyorsunuz?” Toana soruyu duymazdan geldi. “Orada bir zihin varsa ya çok uzakta ya da kendini saklıyor.” Usta Merte, yüzeye çıktığımız kapağı gösterdi. “Burada daha fazla kalamayız.” Sığınağa döndüğümüzde Dolmerek’in adı bizden önce ulaşmış gibiydi. Mehayaböler koridorlarda telaşla hareket ediyor, kapıların önündeki kasaları daha derin odalara taşıyorlardı. Sarsıntılar tavandan ince toz bulutları döküyor, çocuklar her seferinde kulaklarını kapatıyordu. Geniş odada yeniden toplandık. “Dolmerek, bu toprakların avcısıdır,” dedi Usta Merte. “Onu ilk gördüğümüzde daha küçüktü. Yıllar içinde büyüdü. Her çıktığımızda birimizi aldı. Kütüphaneye giden yolu ve portal yarığını o yüzden kullanamıyoruz.” “Üzerinde İmparatorluk işaretleri var,” dedim. Kalabalıkta huzursuz bir dalgalanma oldu. “Bunu bize neden anlatmadınız?” diye sordu Voelina. Usta Merte’nin yüzü sertleşti. “Çünkü nereden geldiğini bilmek, onu nasıl öldüreceğimizi göstermiyor.” “Ama bize güvenmenizi istiyorsunuz,” dedi Toana. “İşinize gelmeyen ayrıntıları saklayarak.” “Yeter.” Tarık aramıza girdi. “Birbirimize güvenip güvenmediğimize Dolmerek’in midesinde karar vermek zorunda kalmayalım. Önce geçiş yolunu açalım.” Her zamanki gibi duyguları susturup önündeki probleme bakabiliyordu. Bazen bu özelliğine kızıyor, bazen de onsuz çoktan ölmüş olacağımızı düşünüyordum. “Havadan geçebilir miyiz?” diye sordu Voelina. “Yaratık yerin altındaki titreşimleri izliyorsa çatılar arasında ilerlemek işe yarayabilir.” “Binaların arası çok açık,” dedi Cimy. “Üstelik Dolmerek havadaki hareketi de hissedey. Daha önce iplerle geçmeye çalışanlarımız oldu.” “Ne oldu?” Cimy gözlerini indirdi. “İpler boş döndü.” Odanın içi sessizleşti. Dolmerek’in metal zırhını düşündüm. Levhalar birbirinin üzerine kapanıyor, saldırıya açık hiçbir yer bırakmıyordu. Fakat toprağa girerken halkalar aralanmıştı. O kısa anda levhaların altında daha açık renkli, titreşen bir katman görmüştüm. “Zırhını kırabilirsek savunmasız kalır,” dedim. “Bunu yıllardır deniyoruz,” diye söylendi Perina adındaki hırçın Mehayabö. “Mızraklarımız kırıldı. Ateşimiz söndü. Zehirlerimiz ise işlemiyor.” “Ne tür ateş?” diye sordu Tarık. Perina küçümseyerek ona baktı. “Ateş işte.” Tarık avucunu açtı. Parmaklarının arasında kızıl bir alev yükseldi. Odanın duvarları sıcak ışıkla boyandı. “Bunun gibi mi?” Perina geri çekildi. “Patlayıcınız var mı?” diye sordu Voelina. Usta Merte başını kaldırdı. “Eski dünyadan kalanlar var. Fakat güvenli olup olmadıklarını bilmiyoruz.” Tarık’ın yüzünde uzun süredir görmediğim bir canlılık belirdi. “Gösterin.” Patlayıcıların tutulduğu oda, sığınağın daha aşağı katlarındaydı. Oraya inen tünelde pas ve küf kokusuna ağır bir lağım kokusu eklendi. Nefesimi ağzımdan almaya çalıştım ama bu kez tadı dilime yerleşti. Midem kasıldı. Cimy arkasına baktı. “Zamanla alışıyoysunuz.” “Buna alışmak istemiyorum,” dedim ve hemen ardından öğürdüm. Toana koluma girdi. “İyi misin?” “Hayatımın en iyi anlarını yaşıyorum.” Kısa bir gülüş kaçırdı. O gülüş, karanlık tünelde ihtiyacımız olduğunu bilmediğim küçücük bir nefes aralığı açtı. Depo k…