Nileg Günlükleri 1 - Yankı

Bölüm 4

Yazar:

Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı
Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı

Canlarım, dördüncü bölüm an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Kolyenin oluşturduğu haritada eve uzanan soluk çizgiye güvenerek ilk adımımızı attığımız anda hava hışırtıyla doldu. Başlangıçta bunun rüzgâr olduğunu düşündüm. Harabelerin arasından geçen sert bir hava akımı, kurumuş dalları ve yerlerde biriken metal parçalarını hareket ettirmiş olabilirdi. Fakat ses tek bir yönden gelmiyordu. Sağımızdan. Solumuzdan. Önümüzden ve arkamızdan. Başımı kaldırmaya fırsat bulamadan Tarık’ın bağırışını duydum. “Eğilin!” Bedenim ne olduğunu anlamadan önce dizlerim büküldü. Havada ince, koyu çizgiler belirdi. Gri gökyüzünün altında hızla ilerleyen yüzlerce küçük gölge üzerimize doğru düşüyordu. Yağmur değildi. Ölüm yağmuruydu. Tahta ve çakmaktaşından yapılmış oklar, birkaç kalp atışı içinde çevremizdeki toprağa saplandı. Bazıları ayaklarımızın hemen yanına düştü. Bir tanesi taşıdığım su bidonunun kulpuna çarparak bidonu elimden savurdu. Su dolu kap metal bir parçaya çarptı ama parçalanmadı. Voelina korkuyla nefesini çekti. Toana onu kendisine doğru çekti. Tarık ellerini başının üzerine kaldırmış, gelecek darbeye karşı bedenini korumaya çalışıyordu. Ben olduğum yerde donup kalmıştım. Bir ok doğrudan yüzüme doğru geliyordu. Sivri taş ucunu, tahta gövdesindeki ince oyukları ve havayı yararken titreşen tüylerini görebiliyordum. Her şey birkaç saniye içinde yaşanmış olmalıydı ama ok bana yaklaşırken zaman yavaşladı. Geriye çekilemedim. Sesim çıkmadı. Yalnızca gözlerimi kapattım. Ok alnıma saplanmadı. Önümden keskin, metalik bir ses yükseldi. Gözlerimi açtığımda ok, yüzümden yalnızca birkaç parmak uzakta havada asılı duruyordu. Hayır. Havada değildi. Bir şeye çarpmıştı. Çevremizde soluk mavi renkte yarı saydam bir kubbe oluşmuştu. Kolyem kıyafetimin altından ışıldıyor, yayılan enerji dalgaları üzerimizde birleşerek görünmez bir duvara dönüşüyordu. Ok, kalkanın üzerinde bir an titredi. Ardından gücünü kaybedip yere düştü. Aynı anda onlarca ok kubbeye çarptı. Her darbede mavi yüzeyde ince halkalar oluşuyor, enerji suya atılmış taşların çevresinde yayılan dalgalar gibi genişliyordu. Oklar bizi çevreleyen toprağa birer birer düşerek ayaklarımızın etrafında sivri bir çember oluşturdu. Yüreğim ağzıma gelmişti. Elimi kolyemin üzerine bastırdım. Gümüş metal, avucumun altında sıcak ve canlıydı. Daha birkaç dakika önce bize eve giden yolu göstermişti. Şimdi bizi görmediğimiz saldırganlardan koruyordu. Bütün bunları nasıl yaptığını bilmiyordum. Daha kötüsü, ne kadar sürdürebileceğini de bilmiyordum. “Size onların burada olduğunu söylemiştim,” diye homurdandı Tarık. Yumruklarını sıkmış, kalkanın ardından harabeleri izliyordu. Gözlerindeki rahat ve alaycı ifade kaybolmuştu. “Kimlerin?” diye sordum. “Mehayabölerin.” “Bölgenin adı değil miydi?” “İkisi için de kullanılıyor demiştim.” “Burada yaşayanların bize ok atacağını söylemedin.” “Sınırlarına kadar gelirsek görebileceğimizi söyledim.” “Bize saldıracaklarını değil.” Tarık başını bana çevirmeden cevap verdi. “Bölgelerine izinsiz girenleri sevmediklerini de söyledim.” “Sevmemekle yüzümüze ok fırlatmak arasında küçük bir fark var.” “Onlar için olmayabilir.” Kalkanın üzerine yeni bir ok yağmuru indi. Voelina ürpererek Toana’ya yaklaştı. Tarık çenesini harabelere doğru kaldırdı. “Burada yaşıyorlar. Bölgelerini korumak için ellerinden geleni yapacaklar. Sonuçta burası onlar için yalnızca bir yerleşim alanı değil. Değerli ve kutsal bir bölge.” “Biz de kutsallarına izinsiz girenleriz,” dedi Toana. “Hacı demeyi düşünüyordum ama bu da olur,” diye karşılık verdi Tarık. Toana ona sertçe baktı. “Şaka yapmanın sırası değil.” “Şaka yapmıyorum. Sinirlerim bozulduğunda konuşuyorum.” “Sinirlerin sürekli bozuk olmalı.” “Son birkaç yıldır evet.” Onların tartışması korkumu azaltmadı ama nefesimi yeniden düzene sokmama yardım etti. Kalkan hâlâ duruyordu. Oklar bize ulaşamıyordu. Şimdilik. Harabelerin aras…

Bölümün tamamını WritePad'de oku