Nileg Günlükleri 1 - Yankı

Bölüm 3

Yazar:

Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı
Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı

Canlarım, üçüncü bölüm an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Nikke’ye ya da ailemden birine bir şey olursa bunu kaldıramazdım. Bunu kendime itiraf etmek bile göğsümün ortasında ağır bir baskı oluşturuyordu. İnsanlar, güçlü görünmenin kolay olduğunu sanıyordu belki. Başını dik tutmanın, korkmadığını söylemenin ve acıyı içine gömmenin gerçekten güçlü olmak için yeterli olduğuna inanıyorlardı. Oysa değildi. Özellikle de kaybedecek insanların varsa güçlü kalmak çok daha zordu. Çünkü insanı gerçekten korkutan şey kendi ölümü değil, geride bıraktıklarının yok oluşuydu. Benim kaybedecek insanlarım vardı. Hem de fazlasıyla. Annem vardı. Küçük kardeşim vardı. Her nefesinde biraz daha acı çeken babam vardı. Sabah kontrol noktasında birbirimize “Akşam görüşürüz,” diyerek ayrıldığımız Nikke vardı. Toana, annemle kardeşimi zihinsel bağlantının içinde bana göstermişti. Evdeydiler. Birbirlerine sarılmışlardı. Korkuyorlardı ama yaşıyorlardı. En azından onları gördüğüm anda yaşıyorlardı. O görüntünün üzerinden ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Dakikalar mı, yoksa bir saate yakın bir süre mi? Alarm sistemlerinin çalıştığı, koridorların robotlarla dolduğu ve İmparatorluğun bütün gözlerinin üzerimize çevrildiği bir yerde zamanın normal biçimde akıp akmadığından bile emin değildim. İmparatorluk çok hızlı hareket ederdi. İnsanları ortadan kaldırmak için çoğu zaman kanıta bile ihtiyaç duymazlardı. Küçük bir şüphe, yanlış zamanda söylenen tek bir kelime ya da bir güvenlik robotunun kaydettiği sıradan bir bakış yeterli olabilirdi. Bir sabah evinizden çıkar, vardiyanıza gidersiniz ve akşam döndüğünüzde ailenizin hiç var olmadığını öğrenirdiniz. İsimleri sistemden silinirdi. Evinize siyah mühür vurulurdu. Komşularınız sizi tanımadıklarını söylerdi. Şüphe artık bizim evimize doğru ilerliyordu. Burada daha fazla oyalanamazdım. Bir an önce dışarı çıkıp aileme ulaşmalıydım. Toana’ya ne kadar güvenebileceğimi bilmiyordum. Direnişin gerçekten onları koruyup korumadığını da bilmiyordum. Onları kendi gözlerimle görmem gerekiyordu. Başka seçeneğim yoktu. İçimde giderek büyüyen huzursuzluğu bastırmaya çalışarak başımı kaldırdım. Toana birkaç adım önümde durmuş beni bekliyordu. Tankların içindeki renkli sıvılar yüzüne vurdukça teni bir maviye, bir solgun turuncuya dönüşüyordu. Yüzündeki ifade her zamanki gibi sert ve kontrollüydü. Sanki hiçbir şey onu gerçekten sarsamazmış gibi görünüyordu. Fakat gözlerinin altındaki koyu gölgeler, kurduğu zihinsel bağlantının onu ne kadar yorduğunu ele veriyordu. Burnunun altında kalan ince kan lekesini temizlemişti ama teninde hafif bir iz duruyordu. Onu tanıdığımı sanmıştım. Aynı tesiste çalıştığımız, koridorlarda karşılaştığımız ve bazen öğle molalarında birkaç kelime konuştuğumuz biriydi. Soğukkanlı, mesafeli ve işini iyi yapan bir çalışan olarak tanıyordum onu. Şimdiyse karşımda duran kişinin ellerinden ışık çıkardığını, zihinleri okuyabildiğini ve yıllardır İmparatorluktan saklandığını biliyordum. Gerçek sandığım dünya birkaç saat içinde parçalanmıştı. “Toana,” dedim sessizce. “Bu birlik nasıl bir birlik?” Sorumu duyduğunda hemen cevap vermedi. Tanklardan birinin içindeki gölge arkamızda ağır ağır döndü. Makinelerin kesintisiz uğultusu, metal odanın içinde dalgalar hâlinde yayılıyordu. “Direnişten söz ediyorum,” diye ekledim. “Videodaki adam, direnişin hâlâ yaşadığını söyledi. Sen de yeraltında başka insanların bulunduğunu söyledin. Ama bunun dışında hiçbir şey bilmiyorum.” Toana’nın bakışları kısa süreliğine kapıya kaydı. İmparatorluk askerlerinin servis bölümünü ne zaman bulacağını hesaplıyor gibiydi. “Burada konuşmak için fazla vaktimiz yok.” “Biliyorum.” “Öyleyse yürürken anlatırım.” Tankların arasından geçmeye başladı. Ben de peşine düştüm. Bulunduğumuz gizli bölümün arka tarafında, karanlık bir koridora açılan başka bir kapı vardı. Toana’nın daha önce buradan geçtiği belliydi; kabloların üz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku