Nileg Günlükleri 1 - Yankı

Bölüm 2

Yazar:

Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı
Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı

Canlarım, ikinci bölüm an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Babam hakkında öğrendiğim gerçek, zihnimin içinde kapanmamış bir yara gibi duruyordu. Bilgisayar ekranı çoktan eski hâline dönmüş, günlük görev çizelgeleri yeniden açılmıştı. Genetik örnek numaraları, bitki büyüme oranları ve üretim kotaları sütunlar hâlinde karşıma dizilmişti. Her şey birkaç dakika önce olduğu gibiydi. Ama ben değildim. Babamın metal sandalyeye bağlanmış görüntüsü, ekran kapanmasına rağmen gözlerimin önünden gitmiyordu. Bileklerindeki morluklar. Dudaklarının kenarındaki kan. Başını kaldırmaya çalışırken yüzünde beliren acı. Ve görevlinin soğuk sesi: Deneklerde akciğer çürümesi başarıyla gözlemlendi. Cümle zihnimin içinde tekrar tekrar yankılanıyordu. Denek. Babamın adı yoktu. Kimliği yoktu. Geçmişi, ailesi ve kırk yıl boyunca İmparatorluk için çalışmış olması yoktu. Yalnızca üzerinde sonuç alınan bir bedendi. Denek kırk yedi. Dişlerimi birbirine bastırdım. Parmaklarımı klavyenin üzerinde tutuyor, çalışıyormuş gibi görünmeye uğraşıyordum. Ekrandaki sayıları okuyamıyordum. Harfler ve rakamlar birbirine karışıyor, gözlerimin önünde bulanık çizgilere dönüşüyordu. Tavandaki kameranın kırmızı ışığı hâlâ yanıyordu. Beni izliyordu. Belki ekranımda açılan dosyayı görmüşlerdi. Belki dosyayı bana gönderen kişi, güvenlik sistemini yalnızca birkaç dakikalığına durdurabilmişti. Belki şu anda İmparatorluk görevlileri binanın başka bir bölümünde görüntüleri inceliyor, yüzümdeki korkunun hangi anda başladığını hesaplıyordu. Normal görünmeliydim. Raporları doldurmalı, görevlerimi tamamlamalı ve birkaç dakika önce babamın İmparatorluk tarafından zehirlendiğini öğrenmemiş gibi davranmalıydım. Fakat bedenim bunu reddediyordu. Midem tekrar kasıldı. Gördüğüm kayıtların kokusu olmaması gerekiyordu. Buradaki hava sürekli filtrelenir; dumandan, zehirli gazlardan ve dışarıdaki sarı tozdan arındırılırdı. Buna rağmen her nefes aldığımda ağzıma tuzlu kanın ve paslı metalin tadı geliyordu. Sanki babamın tutulduğu laboratuvarın havası ekrandan çıkıp odama dolmuştu. Ellerime baktım. Titriyorlardı. Hemen onları masanın altına sakladım. Kameralar titremeyi fark edebilirdi. Sistem, çalışanların olağan dışı beden hareketlerini kaydediyordu. Nabzımızı ölçmediğini söylüyorlardı ama buna kimse inanmıyordu. Buradaki masaların, sandalyelerin ve hatta çalışma üniformalarının içine yerleştirilen sensörlerle ilgili türlü söylentiler vardı. Bir çalışanın korktuğunu anlamak için kalp atışını ölçmeleri gerekmiyordu zaten. Korku insanın her yerine sinerdi. Nefesine. Gözlerine. Ellerine. Sessizliğine. Derin bir nefes almaya çalıştım. Hava boğazımda düğümlendi. Gözlerimi kapattığım anda sabahki infaz görüntüsü geri geldi. Adamın taş zeminde sürüklenen kırık kolu. Gözüne saplanan bıçak. Ağzından çıkan son ses. Sonra babam. Metal sandalye. Beyaz üniformalar. Akciğer çürümesi. Büyükbabamın başladığı şey. Direniş hâlâ yaşıyor. Bütün görüntüler birbirine karıştı. İnfaz edilen adamın yüzü, babamın yüzüne dönüştü. Bıçağı tutan askerlerden biri laboratuvardaki görevlinin beyaz üniformasını giyiyordu. Televizyondaki İmparatorluk sembolü büyüyor, babamın göğsünü kaplıyordu. Gözlerimi açtım. Midem bulanıyordu. Kusarsam kameralar bunu kaydederdi. Ayağa kalkıp temizlenme bölümüne gidersem nedenini sorarlardı. Olduğum yerde kalırsam nefes alamayacaktım. Masamın kenarına tutundum. Babamın hastalığı doğal değildi. Bu düşünce her seferinde yeni öğrenilmiş gibi içimi yakıyordu. Yıllardır dışarıdaki zehirli hava yüzünden hastalandığını sanmıştık. Maskesinin eskidiğini, çalışma tesisindeki filtrelerin yetersiz olduğunu ve yaşlandıkça bedeninin daha fazla dayanamadığını düşünmüştük. Babam da buna inanıyor muydu? Yoksa kendisine ne yapıldığını biliyor ve bizi korumak için susuyor muydu? Metal sandalyedeki görüntüsü eskiydi. Belki yıllar önce yaşanmıştı. Belki hastalığı başladığından beri gerçeği b…

Bölümün tamamını WritePad'de oku