Nileg Günlükleri 1 - Yankı

Bölüm 1

Yazar:

Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı
Nileg Günlükleri 1 - Yankı – Ceren Oktay kitap kapağı

Canlarım, birinci bölüm an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Adam çığlık attığında evdeki hiç kimse konuşmadı. Ses, televizyonun eski hoparlörlerinden çatallı bir uğultuyla yayıldı. Önce küçücük oturma odamızın duvarlarına çarptı, ardından geri dönerek hepimizin üzerine çöktü. Bir anlığına çığlığın ekrandan değil de hemen yanımızdan yükseldiğini düşündüm. Sanki adam, birkaç adım ötemizdeki koridorda dizlerinin üzerine çökmüş; görünmeyen birinden merhamet diliyordu. Ama koridorda kimse yoktu. Odanın içinde yalnızca annem, babam, küçük kardeşim ve ben vardık. Bir de bizi izlediğini bildiğimiz kırmızı ışık. Televizyonun üst kısmındaki küçük kayıt göstergesi düzenli aralıklarla yanıp sönüyordu. Her yanışında odadaki sessizlik biraz daha ağırlaşıyordu. Yayını izleyip izlemediğimiz, ekrandaki görüntülere nasıl tepki verdiğimiz ve televizyonun karşısında ne kadar süre oturduğumuz kaydediliyordu. İmparatorluk, insanların ne yaptığını bilmekle yetinmezdi. Ne hissettiklerini de bilmek isterdi. Bu yüzden gözlerimizi ekrandan ayırmıyorduk. Başımızı çevirmek, ayağa kalkmak, odadan çıkmak ya da görüntü kesilmeden televizyonu kapatmak şüpheli davranış olarak değerlendirilebilirdi. Geçen ay alt sokakta yaşayan bir adam, infaz yayını sırasında televizyonunu kapatmıştı. Ertesi sabah evinin önünde İmparatorluk askerleri görülmüş, kapısına siyah bir mühür vurulmuştu. Adamın eşiyle çocuklarını da alıp götürmüşlerdi. O günden sonra mahallede hiç kimse onların adını anmamıştı. Sanki o ev yıllardır boşmuş gibi davranılmıştı. Sanki o adam her sabah bizimle aynı platforma binmemiş, karısının yaptığı ince ekmeklerden anneme getirmemiş, çocukları koridorda kardeşimle oynamamıştı. İmparatorluk bazen insanları öldürmezdi. Onları hiç yaşamamış gibi silerdi. Ekranın sağ üst köşesinde dönen İmparatorluk sembolü midemi bulandırıyordu. Siyah bir dairenin içindeki kırmızı çizgiler birbirini kesiyor, şekil her dönüşünde başka bir şeye benziyordu. Bazen bir göze, bazen açık bir yaraya, bazen de bütün dünyayı içine çekmeye hazırlanan karanlık bir deliğe. Sembolün altında tek bir cümle ağır ağır ilerliyordu: Sessizlik itaattir. Kelimeler ekrandan kayboluyor, birkaç saniye sonra yeniden beliriyordu. Sessizlik itaattir. Sessizlik itaattir. Sessizlik itaattir. Çocukluğumdan beri bu cümleyi binlerce kez görmüştüm. Okul duvarlarında, çalışma tesislerinde, geçiş noktalarında, su dağıtım merkezlerinde ve sokaklarda yükselen dev ekranlarda… Yine de her okuyuşumda göğsümün ortasında ince bir sızı oluşuyordu. Çünkü İmparatorluk için sessizlik yalnızca konuşmamak değildi. Soru sormamak, merak etmemek, hatırlamamak ve gördüğün hiçbir şeyin yanlış olduğunu düşünmemekti. Televizyondaki görüntü bir anlığına titredi. İmparatorluk askerleri adamı taş zeminde sürüklemeye devam ediyordu. Kırılmış kolu vücudunun arkasında kötü bir açıyla duruyor, hareket ettikçe kemik parçaları derisinin altından belirginleşiyordu. Kan, alnından ve dudaklarının kenarından ağır ağır akıyordu. Adamın üniforması çamur, toz ve kan içinde kalmıştı. Ayağındaki ayakkabılardan biri çıkıp meydanın ortasında kalmıştı. Askerler onu sürüklerken adam birkaç saniye boyunca geride kalan ayakkabıya baktı. Ölmek üzere olan bir insan neden ayakkabısına bakardı? Belki onu yıllardır giyiyordu. Belki çocuklarını çalışmaya giderken o ayakkabılarla öpmüş, aynı yoldan her gün yürümüş ve akşam olduğunda eve dönebileceğine inanmıştı. Belki de insan, her şey elinden alınırken kendisine ait kalan en küçük şeye bile tutunmak istiyordu. “Ben bir şey yapmadım!” diye bağırdı. Sesi meydandaki yüksek binalara çarparak yankılandı. Askerler duymuyormuş gibi davranıyordu. Belki gerçekten duymuyorlardı. Metal maskelerinin ardında hâlâ insan olup olmadıklarını bilmiyorduk. İmparatorluk askerlerinin bir kısmının gerçek insanlardan, bir kısmının genetik olarak değiştirilmiş canlılardan, kalanlarınınsa insan biçiminde…

Bölümün tamamını WritePad'de oku