Bölüm 5
Yazar: Ceren Oktay

Canlarım, beşinci bölüm an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Bölüm sonundaki soruları cevaplamayı unutmayınız. “Size tekrar söylüyorum, her kimden bahsediyorsanız bilmiyorum ama ben o kişi değilim. Ben beklediğiniz kişi değilim.” “Gerçekte osun ama korkuyorsun,” dedi içlerinden bir tanesi güçlü ve vurucu bir ses tonuyla. “Korkunun seni ele geçirmesine izin verme. Bırak, seninle beraber imparatorluğa karşı savaşalım.” “Savaşmak mı? Hem de imparatorluğa karşı? Siz delirmiş olmalısınız. Neler yapabileceklerine dair fikriniz var mı?” İmparatorluğun ne kadar gaddar olduğunu biliyor olmalıydılar. Burada yaşıyor olmaları onların bunu biliyor olmasına engel olmamalıydı. Böyle olmasını umuyor, onların güçlü nefretlerinin imparatorluğu tanıyor oluşlarından kaynaklandığını düşünüyordum. Onlardan bahsedebildiklerine ve onlardan korktuklarına göre, başka bir şeye inanmam mümkün değildi. Beni anlamalıydılar. Onlara karşı dik duramayacağımı bilmeliydiler. “Ben buradayım, biz buradayız. İmparatorluğa karşı hepimiz el ele verirsek durabiliriz,” dedi Toana elini uzatıp omzuma dokunmasının ardından. “Korkma. Biz savaşacağız ne olursa olsun ve korkmuyoruz. Ölüm gelip bizi alacak olsa bile korkmuyoruz. Ölüm, er ya da geç gelecek. Nasıl olursa olsun.” “Benim bir ailem var!” diye haykırdım. “Onların iyi olduğundan emin olmalı ve onların zarar görmemesi için sessiz kalmalıyım. Üzgünüm ama size yardımcı olamam.” “Elissa…” dedi Tarık içten bir sesle. “Seni çok iyi anlıyorum ama sen de bizi anlamalısın. Onlar doğru söylüyorlar. Senelerdir seni arıyorduk. Senin gibi güçlü birisi ancak imparatorluğu durdurmak için bize yardımcı olabilir.” İmparatorluk… Acımasız katillerin sığınağı… Halkı açlıktan ölecek bile olsa onlara acımayanların diyarı… Aslında onlardan intikam almayı ben de çok istiyordum ama aileme bir şey olacağı düşüncesi bu isteğimin önüne geçiyordu. Bana bir şey olsa önemsemezdim ama hasta babama ve kardeşime, anneme bir şey olmasına izin veremezdim. Bu yüzden imparatorluğa karşı durmayacaktım. “Seni artık biliyor ve tanıyorlar! Özel gücün olduğunun farkındalar. Peşini bırakmayacaklar!” dedi endişeli ve yarı öfkeli bir sesle Voelina. “Ben yakalansam da umrumda değil. Önemli olan ailem. Onlara zarar gelmemeli.” Onlar güvende demişlerdi bana ama gerçekte güvendeler miydi bilmiyorum. Dolayısıyla da onlara bu konuda inanacak değildim. “Pekala, birlikte ailene gideceğiz ama öncesinde burada kalmanız gerek. Bir süre,” diyerek konuştu Usta Merte. “Neden burada kalmam gerekiyor? Neden gidemiyorum? Esiriniz miyim yoksa?” diye sordum dehşet içinde. Voelina, başını salladı. Tarık, derin bir iç çekti. Toana ise “Bizi esir aldıklarını sanmıyorum,” diyerek düşüncesini söyledi. “Tıpkı bizim gibi senin başına bir şey gelmesinden endişe ediyorlar.” Onların benim için endişelendiklerini sanmıyordum. Bana kalırsa endişeli değillerdi, daha çok beni kullanma niyetinde gibiydiler. Benim gibi bulunmaz hint kumaşı olan bir insan, çok işlerine yarardı sonuçta. Özellikle de efsanede geçtiğimi düşünürsek… Kaşlarımı çattım. “O halde ben gidiyorum. Benimle geliyor musunuz yoksa kalıyor musunuz?” diye sordum ellerimi yumruk yaparak. Öfkelendiğimi hissediyordum. İçimde neden olduğunu bilmediğim ve köpürdükçe köpürmekte olan bir öfke kıvılcımı vardı. Kolyem yeniden ışıldadığında, gözlerimde de bir ısınma hissettim. Yumruk yaptığım ellerim gözlerime gitti, hemen ovaladım. Neden gözlerim ısınmıştı? Dahası neden kendimi farklı hissediyordum? Gözlerimi ovalamayı bırakıp yeniden açtığımda, Tarık’ın, Voelina’nın ve Toana’nın gözleri irileşti, ağzı bir karış açık hale geldi. Büyük bir şaşkınlık içinde gibi görünüyorlardı. “Ne oldu? Ne var?” diye sorduğumda “Gözlerin,” dedi Voelina. “Tıpkı kolyen gibi parlıyor.” “Ne?” diyebildim sadece. Bu yanıtı kesinlikle beklemiyordum. “Bak,” dedi bana Voelina cebinden bir ayna çıkarıp. Yanında ayna taşıdığını bilmiyordum.…