Nileg Günlükleri 1 - Yankı

Bölüm 3 - Kısım 2

Yazar:

Nileg Günlükleri 1 - Yankı - Ceren Oktay kitap kapağı
Nileg Günlükleri 1 - Yankı kitap kapağı

Canlarım, üçüncü bölüm kısım iki ile an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Bölüm sonundaki soruları cevaplamayı unutmayınız. “Burası Metal Halkı’nın bölgesine çok benziyor,” dedi Tarık. Sözleri üzerine kaşlarımı çattım. “İnanamıyorum… Gerçekten burada mıyız?” Sesinden heyecan akıyordu. “Metal Halkı mı?” diye fısıldadım. İçime buz gibi bir şey çökmüştü. “Evet,” dedi Tarık. “Şu mimarinin mükemmelliğine bakar mısınız?” Elleriyle çevredeki metalden yapılma yapıları işaret etti. Tarık’ın gözleri büyümüş, neredeyse parlıyordu. Parmak uçları heyecandan titriyordu. Onu bu kadar heyecanlandıran şeyin ne olduğunu anlamamış-tım. Burası tehlikeli bir yerse heyecanlanmak mantıksız olmaz mıydı? Kesinlikle olurdu. “Metal Halkı da kim? Onları nereden tanıyorsun?” Çevrede metalden yapılma evler vardı. Evlerin çoğu ayakta dursa da paramparça olmuş, içleri görünür hale gelmişti. Bir zamanlar hayatla dolup taştığı belli olan yapılar, şimdi iç organları dışarı fırlamış metal cesetlere benziyordu. Bundan yıllar önce annem, kıyametin koptuğunu duyduğunu söylemişti. “Nileg İmparatorluğu, bu kıyamet sonrasında ortaya çıktı,” demişti. Demek ki bu evler o zamandan kalmıştı. Yani dünya dışında yaşam vardı bir zamanlar. Bizim şu andaki zamanımız gibi değildi. Vay canına. Buna inanmak güçtü. Annemin ve büyükannemin bu kadar çok şeyi nasıl bildiğini çok merak ediyordum ama hiçbir zaman sormaya cesaret edememiştim. Sürekli gözetleniyor ve izleniyor olmak buna engel oluyordu. Bu izlenmelere rağmen annemin ve büyükannemin bu kadar bilgiyi bana nasıl ve ne zaman anlattığını bir türlü hatırlayamıyordum. Aklımdaki anılar parça parçaydı. Çoğu silikti. Sanki bir şeyler tam anlamıyla hatırlamama engel oluyordu ama ne olduğunu bilemiyordum. Az ilerimizde bulunan binalardan birine doğru ilerlemeye başladım. Tarık, Toana ve Voelina pek sessizleşmişti. Hiç konuşmuyorlar. Benim gibi bulunduğumuz bölgeyi anlamaya çalışıyorlardı. Sağ tarafımızda bulunan binanın önünde bir ton taş yığını vardı. Bu taş yığınlarının bazıları küçüktü, bazıları da büyüktü. Bina o kadar çok yıpranmıştı ki sıvaları dökülmüş, renk değiştirmişti. Sarı ve gri tonlarında pek çok renge bürünmüştü. Duvarda incecik kolları olan, uzun vücutlu, bacakları kollarından kalın olsa da ince olan bir figür vardı. Figürün tam ortasında bir daire bulunuyordu. Bu daire ya o insanların temsil ettiği bir şeydi ya da sıvalar döküldüğü için oluşmuştu. Gölge gibi duran bu figür içimi ürpertiyor, beni korkutuyordu. Geçmişteki insanlar böyle miydi? Hiç bu şekilde olduklarını düşlememiştim. Binalardan bazılarının önünde parçalanmış devasa eşyalar vardı. Binalardan bazıları da bizim tapınak olarak adlandırdığımız, geçmişte insanların tanrılarına tapınmak için kullandığı yere benziyordu. Bunu nereden biliyordum? Tabii ki annemin gizlediği resimlerden. Annemde anlattığı hikayeler haricinde pek çok da resim vardı. Bu resimleri karanlıkta görmüştüm. Nasıl gösterdiğini tam olarak hatırlamasam da aydınlıkta göstermesi mümkün değildi. Bazı direkler vardı. Bu direklerin ne işe yaradığını bilmiyordum. Üzerinde bulunan kablolar birbirlerine bağlı olarak uzanıyordu. Toana’nın “Onlar elektrik direği. Geçmişte insanlar elektriği bu şekilde evlerine getiriyorlarmış,” dediğini duydum. O da mı benim gibi dış dünya hakkında bilgi sahibiydi? Buna şaşırmıştım. Daha sonra düşünmeden yapamadım. Şaşırmam mantıksızdı. Toana, dış dünyaya dair benden daha fazla şey biliyor olmalıydı. “Yani ışığı bu direklerle mi sağlıyorlardı? Bizim sistem ondan daha gelişmiş ama ücretli,” dedim burun kıvırarak. Bu durumdan hep rahatsız olmuştum. Kullandığımız elektrik sistemi için para ödüyorduk. “Onlar da ödüyorlardı,” diyerek konuşmaya devam etti Toana. “Bu halk, bizden daha şanslıydı sadece. Ama aç gözlülüklerine o kadar kapılmışlardı ki, dünyalarının kıymetini bilemediler.” “Yani diyorsun ki dünya ellerindeydi ama hiçbir şeyleri kalmadı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku