Bölüm 3 - Kısım 1
Yazar: Ceren Oktay

Canlarım, üçüncü bölüm kısım bir ile an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Bölüm sonundaki soruları cevaplamayı unutmayınız. Sıranın ne Nikke’ye ne de ailemden herhangi birisine denk gelmesini istemiyordum. Bu yüzden de ne yapmam gerektiğinin farkındaydım. Yapmam gereken şey, buradan bir an evvel çıkıp ailemin yanına ulaşmak ve onlara yardımcı olabilmek. “Toana, bu birliğin nasıl bir birlik? Ne zaman bir araya geldiniz ve ne kadar süredir varsınız?” Çevreme göz atarken Toana’dan gelecek yanıtı bekliyordum. Toana, sağ eli ile çenesini ovduktan sonra derin bir nefes aldı. Bu hareketi gözümden kaçmadı. “Çok, çok uzun zamandır varlar ama doğru zamanın gelmesini bekliyorlardı. Daha önceleri İmparatorluğu yok etmek adına çabaları oldu ama başarısız oldular. Şimdi gizleniyorlar.” Bulunduğumuz alandan çıkmak için harekete geçmemiz ve daha fazla vakit kaybetmememiz gerektiğini biliyordum. Bu yüzden de “Anlıyorum,” dedim. “Onlardan nefret ediyorum.” Bu sözlerimin ardından bir ses duyuldu. İki insana ait konuşmaydı bu. Korkudan dizlerim bağı çözüldü, soluğum kesilir gibi oldu. Ya İmparatorluk Askerleri ise gelen? Ne olacaktı? Nasıl onlarla baş edecektik? Bende panik hüküm sürerken Toana oldukça rahat görünüyordu. “Eyvah!” dedim korkumu belli eden bir ses tonuyla. “Geliyorlar. Şimdi ne yapacağız?” Ayak sesleri gitgide yaklaşıyordu. Bedenimin buz kesmiş gibi donduğunu fark ettim. Bakışlarım istemsizce Toana’ya kaydı. Toana’nın nasıl bu kadar sakin kaldığını anlamam mümkün değildi. Çünkü bendeki durum tam tersiydi. Kalbim sanki ortadan ikiye bölünüp patlayacakmışçasına hızla atıyordu. Resmen kalbimin her atışı kulaklarımda yankılanıyordu. Ben saklanmak için harekete geçtiğimde, Toana kolumu tuttu. Bakışlarım ondan yana dönerken korku içinde “Ne yapıyorsun?” dedim. Sesim düşündüğümden daha cılız çıkmıştı. Tam o sırada açılan kapının cızırtılı sesi duyuldu. Kolumu Toana’dan kurtarmak için çabaladığımda bakışlarım kapıdaydı. “Geldiler! Bizi yakalayacaklar!” dedim dehşetimi tüm benliğimde hissederken. O sırada iki silüet göründü. İçeri çok aydınlık olmadığından yüzlerini seçemiyordum. “Korkma,” dedi Toana. “Gelenler birliğimizden Tarık ve Voelina.” Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyor ve rahat olabiliyordu? Anlayamıyordum. Kolumu sertçe çekip ondan nihayet kurtarabildiğimde ona güvenmediğim için saklanmak için yeniden harekete geçtim. Tam o sırada Toana’nın tüm bedenini bir ışık dalgası sardı. Bu ışık sayesinde çevremi artık daha net görebiliyordum. Hatta gelen kişileri de. İçeri giren kişiler bizim gibi giyinen insanlardı. Dolayısı ile söylediği doğruydu. Gelenler, imparatorluk askeri değildi. “İmparatorluk ve bizim dışımızda burayı kimsenin bilmediğini sanıyordum.” “Bize yardım etmeye geldiler,” dedi Toana soğukkanlı bir şekilde. “Bir süre sonra daha fazla kişi varlığını fark edecektir. En azından bunu umuyorum. Burada olanları ne kadar çok kişi bilirse o kadar iyi.” “Gelenlerin Tarık ve Voelina olduğunu nereden bildin?” “Telepatik iletişimimiz sayesinde tabii ki. Sana bunu yapabildiğimizi söylemiştim.” “Nasıl? Ben bunu yapamazken sen nasıl yapabiliyorsun?” “Tarık’ın zihni fazlasıyla gürültülüyken Voelina ise ona göre daha sakindir. Bu ve aramızda yaptığımız zihinsel konuşmalar geldiklerini anlamama sebep oldu. Merak etme. Bunun nasıl yapıldığını sana da öğreteceğim,” derken hala çok sakindi. Bu kadar sakin olmasına anlam veremiyordum. “Başkaları olmasının imkanı yok. Diyorum ya sana, onları zihinlerinden tanıyorum,” dedi düşüncemi okumuşçasına. Oysa ben istemeden düşüncemi okuyamaz sanıyordum. Demek ki okuyabiliyordu. “İmparatorluk askerleri geliyor. Gitmemiz gerek,” diyen Tarık da Toana gibi pek soğukkanlı görünüyordu. On beş yaşlarında olduğunu düşündüğüm ufaklık olan Voelina ise, ona göre daha endişeli görünse de sakin olmak için kendisini zorluyor gibiydi. Tarık, geldikleri yerden çıkmak için ilerlemeye başlayınc…