Bölüm 2
Yazar: Ceren Oktay

Canlarım, ikinci bölüm an itibari ile yayında. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Okumaya başladığınız tarihi ve saati buraya not bırakmayı ihmal etmeyiniz. Yorumlarınızı da bekliyorum. Bölüm sonundaki soruları cevaplamayı unutmayınız. Gördüğüm görüntü gerçekten de dehşete düştüğüm kadar vardı. Nileg İmparatorluğu'nun ne kadar acımasız olduğunu elbette biliyordum. Ama bu görüntüler… Kelimelerim kesinlikle içimden geçenleri anlatmaya yetmezdi. Tanrım! Dehşet içinde izlemeye devam ettiğim görüntü bir anda kesildi. Sanki hiç var olmamış gibi bir hal aldı. Açılan kapıdan içeri Toana girmişti. Onun varlığının farkında olmama rağmen tepki veremiyordum. Gördüğüm görüntüler zihnimde şiddetli bir fırtınaymışçasına dönüp duruyordu. İçimde kıvranan korku, acıma duygusu ve iğrenme hisleri midemi bulandırıyor, başımın daha önce hiç hissetmediğim kadar zonklamasına sebep oluyordu. Kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi atarken sakinleşebilmem mümkün değildi. Kendimi tamamen kaybetmiş gibi hissediyordum. “Sen iyi misin?” diye soran Toana’yı duyduğumda, kendime sakinleşebilmek için komutlar vermeye çalışsam da bu hiç kolay olmadı. Zar zor nefes alırken “Sanırım tansiyonum düştü,” diyebildim. Koluma gidip oturmam için bana destek olurken oldukça endişeli görünüyordu. Toana, benimle aynı birimde çalışan kadınlardan biriydi. Beline kadar inen siyah saçları, esmer teni, koyu mavi gözleri, oldukça etkileyici görünmesine sebep oluyordu. Oturmamı sağladığında rahatladığını belli eden nefes sesi kulaklarıma ulaştı. Hemen odanın içinde bulunan ve yine ücretli olan sudan bir bardak doldurdu. Ona borçlanmıştım. Kendimi toparlar toparlamaz borcumu hemen ödeyecektim. Su dolu bardağı titreyen ellerime rağmen güçlükle tutabildim ve birkaç yudum aldım. “Sen işine dön lütfen,” dedim daha sonra da. “Sana zarar verilmesini istemem.” “Biz, çok değerliyiz Elissa,” dedi Toana. “İnsan canı çok değerli. Bu yüzden tabii ki önceliği sana vereceğim.” Eğildi ve bana daha da yaklaştı. “Seni tanıyorum. Hem de seni düşündüğünden daha iyi tanıyorum,” dedi. Sesi keskindi. Ne demek istediğini anlamamıştım. Bu sözcükler ne anlama geliyordu? “Tanıyorum derken?” diye sormadan yapamadım. “Bu ne anlama geliyor? Ne demek istiyorsun?” Toana, tam konuşacakken alarm sesi ikimizin de kulaklarını doldurdu. Bu hiç ama hiç iyi bir şey değildi. Bunu ne Toana ne de ben beklemiyordum. Alarm sesinin duyulması demek yolunda gitmeyen şeyleri belli ediyordu ki bu şey çok fena bir şeydi. Kolay kolay alarm sesi çalınmaz, çevreyi yanıp sönen kırmızı ışıklar sarmazdı. “Hemen gitmemiz gerek! Fırsat bu fırsat!” “Ne saçmalıyorsun sen?” diye haykırmadan yapamadım. Toana, koluma sıkıca yapıştıktan sonra beni çekiştirdi. “Eğer hayatta kalmak istiyorsan buna mecbursun!” “Ne?” diyerek kısık bir fısıltı çıktı dudaklarımdan. Elbette hayatta kalmak istiyordum ama bu olanların benimle ne alakası vardı? “Hadi!” diyerek beni tekrar çekiştirdi ve bulunduğumuz odadan kartlarımızı okutarak dışarı çıktık. Dışarı çıktıktan sonra karşımıza yanıp sönmeye devam eden kırmızı ışıklar çıkmaya devam etti. Personeller aynı benim gibi çok telaşlı ve endişeli görünüyordu. Ne olduğunu anlayamıyor oluşum bir yana, yanıp sönen bu kırmızı ışığın gizlenmiş olan birisini belli ettiğini duymuştum. Nitekim bunun doğru olup olmadığını bilmiyordum. Nileg İmparatorluğu kurallarına göre doğaüstü güçlere sahip kişilerin varlığı suçtu. Onlar fark edilir edilmez öldürülürdü. Ben de doğaüstü güce sahiptim ve annemle babam, hatta kardeşim bunu biliyordu. Bu yüzden bana dikkatli olmamı söylüyorlardı ya. Yoksa… Yoksa benim gücümü mü fark etmişlerdi? Eğer fark ettilerse kesinlikle hayatta kalmama izin vermezlerdi. Toana yardımıyla ilerlemeye devam ettim. Daha önce gördüğüm ama ardında ne olduğunu, nereye açıldığını bilmediğim bir kapıdan geçtim. Bu kapıdan geçmemle birlikte beni kocaman ve karanlık bir koridor karşıladı. Bu koridor, diğer alanlarda yer aldığı gibi yanıp sönen kırmızı ışıkla kaplı değildi. Alarm sesi de duyulmuyordu. “Neler oluyor?”…