Nikâh ve Kaçış Hizmetleri

4. BÖLÜM

Yazar:

Nikâh ve Kaçış Hizmetleri - Nur Öner kitap kapağı
Nikâh ve Kaçış Hizmetleri kitap kapağı

https://youtu.be/UA3yGOJw89w?si=l3vtzSNG0qDqnbBX ✿ Bu kısım ilahi bakış açısıyla yazılmıştır. ​"Tamam, Topal. Şimdi anlaşıldı." dedi Meltem’in babası. "Ama sen yine de gölgeleri olmaya devam et. Ağızlarından laf al, bu işin altından kesin bir çapanoğlu çıkacak." Telefonun diğer ucundaki -firarileri enseleyen o meşhur kahramanın- ne dediğini odadaki hiç kimse duyamamıştı tabii. Herkes nefesini tutmuş, adamın mimiklerinden bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Nihayet telefon kapandı. Meltem'in babası sırtını döndü ve odadakileri tek tek süzdü. Bakışları, birkaç saat önce hayatının şokunu yaşamış ve henüz bu gerçeği bünyesine kabul ettirememiş olan Meltem’de çakılı kaldı. Aslında Meltem ile Aysima’nın dâhice planı tıkır tıkır işlemiş, o üç firari bir şekilde izlerini kaybettirmeyi başarmıştı. Ama kaderin, ve muhtemelen peşlerindeki adamların, cilvesiyle eninde sonunda kuyruğu kapıştırmışlardı işte. Yine de Meltem’i asıl şaşkına uğratan şey yakalanma haberinden çok daha başkaydı. Odadaki herkes o zarif ve genç nikâh memuru Nilüfer hakkında yüzyılın komplo teorisini üretmiş, buna canıgönülden inanmıştı. Güya Nilüfer aslında nikâh memuru falan değildi, düğünü sabote etmek için kılık değiştirmişti ve Kaan’ın gizli sevgilisiydi! Kaan düğünden kaçarken o da suç ortağı olarak sevgilisinin koluna girmişti. İşin en trajikomik yanı ise bu devasa yanlış anlaşılmanın, ortalığı sakinleştirmek adına ortaya atılan daha da büyük bir başka yalanla örtbas edilmiş olmasıydı. Meltem, içinde çırpındıkları bu absürtlük sarmalını izlerken mantığını geçici bir süreliğine askıya almaya karar verdi. Gece yarısı masada terk edilen bir gelin olmanın şanına yaraşır şekilde Meltem ve ailesi nihayet evlerine dönebilmişti. Akrabaların büyük kısmı hâlâ hastane ve karakol hatlarında mekik dokuyordu. Aysima ise "ayrılık da sevdaya dahil" diyerek, tansiyonu tavan yapan eski kayınvalidesinin yanına ilk yardım meleği olarak koşmuştu. Uzun lafın kısası; Meltem’in henüz hazmedemediği o devasa gerçek şu an için sadece kendi aile meclisinin sırrıydı. Ama bu sır çok uzun süre saklı kalmayacaktı. Yakın zamanda aile, adlarına sürülen bu lekeyi temizlemek adına öğrendiklerini tüm Antalya’ya gururla ilan edeceklerdi. ​"Vay be, sen şu fırlamaya bak hele," dedi Meltem’in en büyük ablası Şüheda. "Biz de saftirik gibi Kaan’la kaçtı zannediyoruz. Meğer kızın gözü baştan beri büyük oğlandaymış, çıtayı direkt zirveye koymuş." Anneleri Rojda Hanım, dün akşamdan beri üzerine yapışan o kapkara bulutları dağıtan bir kahkaha patlattı. ​"Kız Allah iyiliğini versin Şüheda, öyle denir mi?" dedi. Yüzüne nihayet renk gelmişti. Müstakbel damadının, kızını bir başka kadın için masada bırakmadığını öğrenmek, sebebini henüz bilmese de yüreğine dağlar kadar su serpmişti. Bir kadının gölgesi yoktu ya aralarında, gerisi bir şekilde hallolurdu. Bakışlarını Meltem’e çevirdi. sesi şefkat doluydu. ​"Kendini helak ettin 'Bir kadın yüzünden terk edildim' diye yavrucuğum, içini çürüttün boş yere. Ama bak gördün mü, ortada kadın falan yokmuş çok şükür." Meltem yüzüne son derece profesyonel ama bir o kadar da sahte bir tebessüm yerleştirdi. ​Odadakiler şu an destansı bir cehalet içinde yüzüyor olsalar da şans eseri tek bir doğruya parmak basmışlardı: Nilüfer, Kaan’ın sevgilisi falan değildi. En başından beri bu gerçeği –ve şu an odada "kesin yalandır" diye gülünen diğer tüm acı gerçekleri– bilen tek kişi Meltem’di. Fakat ne sesini çıkarabilir ne de 'Durun, olay aslında öyle değil!' diye ailesine başkaldırabilirdi. Çünkü bunun hiçbir işe yaramayacağını, aksine zaten kördüğüm olmuş işleri tamamen yokuşa süreceğini çok iyi biliyordu. Karşısında köklü, geleneksel ve 'Ben ne diyorsam doğru odur' mottosuyla yaşayan, sabit fikirli bir baba figürü vardı. Babası için yanlış anlaşılmalar, detaylar önemsizdi; o kendi yazdığı senaryoya inanır, ne pahasına olursa olsun o yoldan dönmezdi. Meltem derin bir nefes aldı. Gerçekleri haykırmanın lüks kaçtığı bu dakikalarda yapabileceği tek bir şey kalmıştı: Oscar'lık bir performan…

Bölümün tamamını WritePad'de oku