Nikâh ve Kaçış Hizmetleri

1. BÖLÜM

Yazar:

Nikâh ve Kaçış Hizmetleri - Nur Öner kitap kapağı
Nikâh ve Kaçış Hizmetleri kitap kapağı

Bir insan nikâh masasında eski sevgilisine neden mesaj atar? Gerçekten soruyorum; bu durum hangi evrimsel eksikliğin, hangi antropolojik facianın ürünüydü? Karşımda duran damat, tam olarak tıp literatürüne geçecek cinsten bir aptal cesareti sergiliyordu. Solunda birazdan hayatını birleştireceği kadın, arkasında ise her an cinayet işleyebilecek potansiyelde bir kayınpeder vardı. Allah’tan bu intihar girişimini şimdilik sadece ben fark etmiştim. Fakat kendisi o minik beynini kullanıp ekrandan gözünü ayırmazsa, az sonra nikâh masası bir savaş alanına dönecekti. "Buyrun hanımefendi, suyunuz." Keşke içine sakinleştirici de koysaydınız. Nikâh seremonisine geçmeden önce ailelerle o her zamanki tatlı, diplomatik sohbetlerden birini yapmıştım. Görevliye sipariş ettiğim su gelmişti ama bardağa elimi bile sürmedim. Keskin bakışlarımı, suçüstü yakalanmış bir hırsızı izler gibi damadın üzerinde sabitlemiştim. Damat en sonunda telefonundan başını kaldırıp etrafı kolaçan ederken göz göze geldik. Bakışlarımdaki saf öfkeyi hissettiği an, gözlerini benden kaçıramadan öylece kalakaldı. Aramızda sessiz bir düello başladı. Yüzündeki ifadeler adeta bir slayt gösterisi gibi akıp geçiyordu: Aşama 1: Şaşkınlık. ​Aşama 2: Panik. ​Aşama 3: O meşhur 'Yandım ben' bakışı. Harika. En azından temel insanî refleksleri hâlâ çalışıyordu. Sol kaşımı hafifçe yukarı kaldırdım. Bu, her dilde "O telefonu hemen elinden bırakmazsan, bu nikâhı senin cenaze merasimine çeviririm." anlamına gelen evrensel bir nikâh memuru tehdidiydi. Normal şartlarda her sağlıklı insan bu mesajı alırdı. Fakat karşımızdaki beyefendinin normal şartlarla uzaktan yakından alakası yoktu. Bana bakarken bile o lanet ekranı avucunun içinde açık tutmaya devam ediyordu. Bakışlarımı geline yani Damla’ya çevirdim. Bilgisayar mühendisiydi; son derece duru, zeki ve hoş bir kadındı. Gerçi zekâ kısmı şu saniyelerde ciddi bir sınavdan geçiyordu. Yanındaki adamın bir suçlu gibi sürekli dudaklarını yalamasını, gözlerini kaçırmasını ve telefonunu adeta bir can simidi gibi kavramasını nasıl görmezden gelebiliyordu? Adamı analiz etmek için FBI ajanı olmaya gerek yoktu. Yazık, kızcağız heyecandan ellerini kenetlemiş, salondaki çiçeklere bakarak hayaller kuruyordu. Kadın hayatının en özel anındaydı, yanındaki adam ise geçmişinin gölgesinden medet umuyordu. Gerçekten inanılmazdı. ​"Başlayabilir miyiz?" diye sordum sesime en profesyonel, en mesafeli tonu yerleştirerek. Damat irkildi, telefonu nihayet cebine postaladı. Tam içimden evrene teşekkürlerimi sunacaktım ki, Damla bir anda gözlerini kıstı. ​"Can?" Eyvah! Bu ses tonunu bin metreden tanırdım. Bu, yaklaşan fırtınanın ayak sesleriydi. ​Damat zoraki bir şekilde yutkundu. "Efendim aşkım?" ​Bence o kelimeyi kullanmak için treni çoktan kaçırdın, Can. Damla başını hafifçe yana eğdi, gözlerinde şüphenin ilk kıvılcımları çaktı. "Sen neden bu kadar terledin?" Ben elimdeki evrakları sakin kalmak adına biraz daha sıkarken, damadın annesi profesyonel bir manevrayla araya girdi. "Heyecandandır kızım, erkek milleti işte." deyip güldü. Kadının attığı o gergin kahkaha salonda buz gibi bir etki yarattı. Kadının mimiklerine dikkat kesildim. Damada o kadar odaklanmıştım ki, annesinin de aslında her şeyin farkında olduğunu yeni anlıyordum. Not: Bu düğünden bir puan kırıyorum, kayınvalideyi yanlış analiz ettik. Tabii her düğünde kusursuz bir dedektiflik performansı sergileyeceğim diye bir kural yoktu. Yine de kadının alnındaki ter damlaları oğlununkileri sollamıştı. Aile boyu bir suçluluk psikolojisi yaşanıyordu masada. Derin bir nefes aldım. Sakin kal Nilüfer. Bugün sadece iki nikâhın var. Henüz kimse birbirine sandalye fırlatmadı. Bu iyiye işaret sayılırdı. ​"Öyleyse başlayalım." dedim kalemi elime alarak. Tam evraklara dönecektim ki, o sessizliğin içinde damadın cebi bir kez daha titredi. Bu sıradan bir mesaj bildirimi değildi; bu, adeta yaklaşan felaketin fon müziğiydi. Damla olağanüstü bir yavaşlıkla gözlerini adamın cebine dikti. Sadece o değil, şahitler ve ön sıradaki kon…

Bölümün tamamını WritePad'de oku