Neşter İzi

Birici Bölüm

Yazar:

Neşter İzi - sehregiz kitap kapağı
Neşter İzi kitap kapağı

"Ne oldu peki?" Diye fısıldadı, sanki ne olduğunu bilmiyormuş gibi neşteri bastırdı yarama, öyle derin bastırdı ki hiç gitmeyecek bir iz bıraktı oracıkta. Kaburgarım deşilmiş kalbime uzanan el koparıp almıştı onu benden, şimdiyse nefes almak yaşananları anlatmak kadar acı veriyordu bana. "Ne demek ne oldu? Bilmiyormuş gibi sorma!" Astım krizlerinden biri gibi değildi, sanki kalbim bana karşı gelip atmayı reddediyor, aldığım nefesi bile kabullenmiyordu. Gözü olmayan organ halimi görüyor bana acıyordu, ancak karşımda duran adam ne halde olduğumu göremiyordu. "Bilmiyorum Hande! Bilsem sormazdım herhalde!" "Bana neden bağrıyorsun!? Ya görmüyor musun üstümü başımı? Bana dokundu diyorum sana!" Ona kıyafetlerimi gösteriyorum o ise duvardaki resme bakıp konun kapanmasını bekliyor. Benden gözlerini kaçırdığı taktirde benim yaşanan tüm o vahşeti unutmamı bekliyordu. Sanki beni tanıyan Levent gitmiş yerine başka biri gelmiş gibiydi, bakışları bile başkasına aitti. "Hande, hayatım zor bi dönemden geçiyorsun anlıyorum, ama iftira atmakla olmaz bu iş." Çatılan kaşlarım benden habersiz eski haline döndü. O an anladımki bu benim aşık olduğum, güvendiğim Levent değildi. Yüreği kaskatı kesilmiş, taştan hiç bir farkı kalmamış et yığınına dönüşmüştü. Nefesim yavaş yavaş düzelmeye başlayınca sinirle öne getirdiğim omuzlarım geriledi, omuzlarımdan sonra omurgam dikleşti, yeni yeni kendime geliyordum. Bu; savaşı bırakıyorum demekti. Halimi anlatıp derman bukacak değildim, eşyalarımı koyacak bir valizim de yoktu ama tüm hislerimi avcuma sığdırıp kapıya yöneldim. Bekledim. Belki dedim; kısık da olsa özür fısıltısı kulağıma ulaşır onu affederim diye, bendeki umutsuz bir bekleyişti. Ellerimin arasına sessizliğimi de sıkıştırıp çıktım açtığım kapıdan. Arkamdan geri kapatacak bir kapım yoktu artık, geriye dönecek yüzsüzlüğümde. Attığım ilk adımda ayak uçlarımdan başıma kadar yayılan bir ateş içimi kavurup alevlere sardı. İşte! Tüm çikinliğiyle karşıma çıktı, onun yüzsüzlüğü varmış demek. Motelin duvarları perdeden farksız incecikti, iki odanın birleştiği kolona yaslanmış bizi dinlerken yüzünde beliren tebessümünü hayal ettim. Değil sesi, hissi geçiren bir duvardı aradaki. Levent sesimi duymamak için çaba göstermemiş olsa duyardı olan biteni. Bana sırıtırken gevşekliğini esirgemiyordu, benim bilmediğim bir el sıkışma vardı aralarında, bu sakinlik normal değildi. Kolunu kapının pervazına dayadığında gözlerinde dinlemeyen şehvetin tarumar olmuş alevini gördüm, sönmemiş sarsılmıştı. Çırılçıplak kalmış üstü ve çıkmaya hazır şortu bitiremediği işine devam etmeyi şuursuzca arzuluyordu. Yırtık pırtık olmuş kıyafetlerime bakıp daha da azdığına şahit oldum. Boşta kalan elini bacak arasına alıp otuz iki diş güldü. Bakışları kısılmıştı, her bir zerremi zihnine kazıyordu. Dün gece yetmemişti anlaşılan. Bir an olsun gözlerimi çekmedim onun yüzünden. Gizli bir savaş başlamıştı aramızda, sadece görenin anladığı, ilk başını eğenin savaşı kaybedeceği. Koridorun bozuk ışıkları yanıp sönerken, içimdeki kömür yeniden fişeğini ateşleyip alevler içinde yanmama sebep oldu, yüzümde beliren derin tiksinmeye rağmen sırıtışı bir an olsun dinmedi. "Or*sp* çocuğu!" Eliyle okşamaya devam ettiği bacak arasına dizim isabet ettiğinde içeri göçen karnı ayakta durmasını engelledi. Bir an olsun bakmadan edemedim acı çekişine. Yere düşmüş kıvranıyordu, acıyan canı uzunca sızlanıp inlemesine engel oluyordu. Son kez geriye dönüp bakmak istedim, orada mı diye. Döndüğümde ona da vurmaktan korktum, canı acısın istemedim. Canı yanacaksa benden değil bana olandan yansın istemiştim. Üzerinden atlayıp korkunç anılarla dolu odaya girdim. Bu odaya ne yaparsam yapayım içim soğumayacaktı, farkındaydım. En azından eşyalarımı toplayıp terk edebilirdim burayı. En başında alıp çıkmam gereken valizi kasvetli odanın içinde ışık kadar parlak görebildim.

Bölümün tamamını WritePad'de oku