VIII. SARMAL
Yazar: s💌

Ben öfkelendiğimde, kolay affederdim çoğu zaman. Sevdiklerime karşı böyleydi bu. Hemen affeder, konuşur, yola devam ederdim. Ama kırıldığımda, durum çok başka olurdu. Kolay affedemez, konuşamazdım. Çünkü konuşursam ağlar, konuşursam dağılırdım. Dağılmayı hiçbir zaman göze alamazdım. Ama şimdi, kapımda duran kadına kıyamıyordum. Annem, şişmiş gözleriyle karşımda duruyordu. Çok kötü bir hâldeydi. Onu içeri davet ettiğimde girdi, elindeki çantayı bir kenara bıraktı ve kendini koltuğa attı. "Kendimi affedemiyorum," dedi titreyen sesiyle. "Babandan gizleyemediğim için, seni korkunç bir duruma sürüklediğim için kendimi affedemiyordum. Neredeyse o pislikle evleniyordun Mislina! Ben... Ben hiçbir şey yapamadım. Ona ulaşmaya çalıştım," dedi ağlayarak. "Ben de," dedim karşısına otururken. "Ben de ulaşmaya çalıştım ama yapamadım." Hıçkırdı annem. "Muhtemelen işi var, biliyorsun çok uzun zaman telefonlara bakmadığı oluyor. Ama mesaj attım, mutlaka görüyor mesajları. Bir şey yapar sandım!" Kaşlarım çatıldı o an. Bu işte bir şey vardı. Çünkü mesajları kesin görüyor, bizimle konuşmadan, yardımımıza koşuyordu. Ama bu sefer bir şey yapmamıştı. Yapmış mıydı? "Önemli değil anne," dedim. "Geçti gitti." "Gökalp seni alıp götürdüğünde, Melih tehditler savurdu. Gökalp'e bir şey yapacak sandım çocuğum," dedi ağlayarak. "Sana bir şey yapacak sandım." "Bir şey yapamaz," dedim rahatça. "Sen bizi düşünme." Gözlerime baktı. "Hâlâ çok zayıfsın," diye fısıldadı. "Makyajla yüzünü kapatıyorsun ama şu an görüyorum, göz altların çökmüş, yanakların bile çökmüş. Kapıyı açarken elin titriyordu. Ellerin titriyor kızım." Ellerimi gizledim hızla. Çünkü son olaydan sonra, tekrar titremeye başlamışlardı. "Terapiye..." "Anne," dedim sertçe. "Başlama. Seni rahatlatmak için çağırdım eve, germe beni boş yere kavga etmeyelim." Başını salladı, eğdi başını. Burnunu çekti. "Nerede kalıyorsunuz?" "Şu anlık otelde," dedi. "Baban gelmiyor bile, bir şeylerin peşinde." Başımı salladım. "O bok yoluna gidiyor, ben sana söyleyeyim." "Yılmazlarla yakın, onlarla bile iş yapabilir." Omuz silktim. "Kendi bokunda boğulsun. Boşan, dedemin yanına dön. Daha iyi bakarlar sana." Annem başını salladı. "Yapamam, yapamam." "Neden?!" Sinirleniyordum. "Neden anne? Yıllardır neden bu adamı çekiyorsun? Seni ona bağlayan ne var?!" Başını salladı sadece. "Yapamam," dedi. Sinirden dudaklarımı kemirmeye başladım. "Bana söylemediğin bir şey var," dediğimde iç çekti. "Yok," dedi sadece. "Olsa da fark etmez. Babandan ayrılmayacağım." "Seni korurum anne," dedim. "Dedem seni koruyabilir keza ben de. Neyden korkuyorsun?" Bir şey söylemedi. "Gideyim ben," dedi. "Baban çıktığımı öğrenmiştir, kızmasın." Başımı salladım sadece. Yanıma yaklaştı. Saçlarımdan koklayarak öptü, göz yaşı yanağıma damladı. "Benim minik kuşum..." dedi içli içli. "Bundan sonra kimse sana bir şey yapamayacak." "Sen kendine iyi bak bana yeter," dedim sadece. "Bana kimse bir şey yapamaz." Geri çekilirken acı dolu bir gülüş kapladı yüzünü. Başını salladı ve çıktı. Derin bir nefes aldım. Kendime şarap koyup ortak balkona çıktım, koltuğa oturup boğaz manzarasını izlemeye başladım. Saatler geçti, koltuğa kıvrıldım ve üzerimi örttüm. Gözlerim kapanıyordu, içeri geçmeye de üşeniyordum. Gözlerimi araladığımda, beni izleyen bir çift derin kahve gözler gördüm. Üzerime daha kalın bir şey örtülmüştü. Uyandığımda, ayaklandı ve içeri geçtiğinde titrek bir nefes verdim. Birkaç dakika sonra adım sesi duydum. Önüme kupa koydu, kendisine de almıştı. Gülümsedim. "Teşekkür ederim," diyerek kahvemi aldım ve doğruldum. Yavaşça yudumlarken, birlikte güneşin doğuşunu izliyorduk. Bu en büyük hayalimizdi, hiç yapamamıştık çünkü konaktan o kadar erken çıkamıyordum. Sessizce izledik, hava yavaştan ısınmaya başladı ama burası esiyordu yüksekte olduğumuz için. Güneş ışığı üzerime vurunca, başımı geriye attım, gözlerimi kapattım. "Tenin süt gibi beyaz," diye mırıldandı. "Hiç güneşe çıkmıyor gibisin." "Güneş kremimle dolaşıyorum," dedim. "Yoksa hemen kızarıyorum." "Tatile…