XI. SARMAL
Yazar: s💌

"Misli..." "Efendim?" "Hayatımda hiç senin gibi arkadaşım olmadı benim," diyen kumral, oldukça güzel kadına baktım. "Hayatımda ihanete uğradığım oldu, üniversitedeki arkadaşlarımın çoğuyla görüşmüyorum, ben yeni arkadaşlara tövbeliydim," diye mırıldandım. "Ama sen başkasın Naz, çok şanslıyım tanıştığımız için." Gülümsedi. "Şirketimi sadece bir yıl içerisinde çok yüksek bir yere taşıdın," dedi. "Sana minnettarım. Ortağım olarak da, arkadaşım olarak da." Gülümsedim. "Başarılı bir kadınsın Naz, ben her kadına desteğim ama sektörde çok kadın yok, sektöre başarılı kadın kazandırmak, boynumun borcu." "Ay canım kadın!" Gülümsedim. "Canım Naz!" Kendini koltuğa attı. "Bazen, mutluluktan öleceğimi düşünüyorum," diye mırıldandı. "Sana anlatamadığım şeyler var, evet. Ama halledebileceğime inanıyorum artık, senin sayende bunlar." "Ölüm yok," dedim. "İnsan mutluluktan ölür mü Naz?" "Bir gün öleceğim," dedi ve gülümsedi. "Beni hep güzel hatırla isterim." Öyle de hatırlıyordum. Naz'ı artık, pozitif enerjisiyle, başarısıyla, narin hâlleriyle hatırlıyordum. Ona çok öfkeliydim yıllardır evet çünkü beklemediğim bir yerden darbe almıştım ama artık öyle değildi, öyle hatırlamıyordum. Ve ant içmiştim, Aktepe'leri bitirecektim. "Bana Aktepeler hakkında her şeyi buluyorsun Ayşin," dedim, çıkmadan önce odasına uğradığım kadına. Bir an şaşırdı. "Ne oldu birden?" "Sorgulama," dedim. "Her şeyi istiyorum, nelere ulaşabilirsen." "Hay hay," dedi. "Bulurum." Gülümsedim. Kapıyı kapatarak odadan, sonra hızla şirketten çıktım. İki gündür hastaneye uğrayamıyordum çünkü Gökalp anlardı. Beni iyi tanıyordu, çözerdi. Telefonla aramakla yetiniyordum. Şimdi ise hastanenin otoparkına arabayı park ettim, hastaneye girdim. "Mislina Hanım," dedi Aykut Bey beni görünce. "Aykut Bey," dedim ve uzattığı elini sıktım. "Nasılsınız?" "İyiyim, siz?" "Gökalp'ten iyi haber verirseniz, çok daha iyi olacağım." Gülümsedi. "Haberler güzel, yarın kendi evine gönderiyoruz onu. Bir hemşire görevlendirdim, yanında olacak. Bir süre işleri evden sürdürmek zorunda, ayakta uzun süre durmamalı, yarasını zorlamamalı. Sıkı kontrolde olacağız, doktorumuza her an ulaşabilirler, hiç sıkıntı değil." "Teşekkür ederim," dedim. "Görevimiz Mislina Hanım," dedi. "Çok geçmiş olsun." Başımı salladığımda o uzaklaştı, ben yukarıdaki odasına çıktım. Kapıyı açtığımda, kimse görünmüyordu. Bu iyi haberdi. Yavaşça odaya girdiğimde, Gökalp başını cama çevirmiş, uyuyordu. İç çektim. Yavaşça yanına yaklaştım. Önce çantamı bir kenara bıraktım sonra üzerimdeki ceketi koltuğa koydum. "Sevişecek miyiz?" Ses geldiğinde irkildim. Gözlerini açıp bana baktı. "Niye soyunuyorsun?" Göz devirdim. Topuklu ayakkabıları da çıkarttım ve yavaşça sol tarafına uzandım. Yarası sağ taraftaydı. Başımı göğsüne koyduğumda, elleri saçlarıma yerleşti. "İki gündür yoksun." "Şirket çok yoğun," diye mırıldandım. "Özür dilerim." "Dileme," diye fısıldadı. "Ama seni bekledim. Çıkıp yanına gelememek çok kötüydü." "Bir adım uzağındayım yarından itibaren," dedim. "Eve çıkıyorsun." "Çok şükür," dedi nefesini vererek. "İnanılmaz sıkıldım." "Şirkete bir süre daha gidemezsin." Ofladı. "Tepemde mi dikileceksin?" "Aynen öyle," dedim. "Seni şirkette görürsem kovarım." "Orası benim şirketim yalnız?" "Ben Mislina Karaer," dedim alayla. "Onun da bir yolunu bulurum." Güldü, eli yarasına gitti. "Gülme," diye homurdandım. "Bulursun tabi," dedi. "Sen Mislina Karaer'sin," dedi, saçlarımdan öptü. "Ve benim göğsümde yatıyorsun." Gülümsedim. "Gökalp Aladağ olmak da kolay değil." "Değil tabi," dedi hızla. "Biz birbirimiz için yaratılmışız, Aladağ ve Karaer olarak değil, Mislina ve Gökalp olarak." İç çektim, göğsünden öptüm. "Aynen öyle." Kollarını yarasının izin verdiği kadar bana sardı ve sabaha kadar huzurlu bir uyku uyuduk. Gece hemşireler geldiğinde ben uyanmıştım ama kimse bize bir şey dememişti. Bir ara Göksel'i de görür gibi olmuştum, homurdanıp çıkmıştı. Yanındaki Anna'nın kıkırtısı sinirlerimi bozmuştu ama bir şey söylememiştim. Gözlerimi araladığımda, Anna sır…