7. BÖLÜM
Yazar: Zey Ra

“Bazen sözler yetersiz kalır. Başlarsın cümlelerin sonunu üç noktayla tamamlamaya.” ××× Ne düşüneceğimi şaşırdığım bir andaydım. Hayat benimle feci dalga geçiyor olmalıydı. Nasıl bu kadar kör olabilirdim? Ya da kendini saklamakta usta olan Yiğit mi çok marifetliydi? Kafamı ellerimin arasında sıkıştırarak ağrısını azaltmaya çalıştım. Beynim karıncalanıyordu ve aynı anda yüzlerce şeyi düşünmeye çalıştığım için devrelerim yanmak üzereydi. Hâlâ şoktaydım. Kalbim hızını hiç kesmemişti, ayrıca soluklarımın düzene girdiği de söylenemezdi. İyiden iyiye dağılmış olan saçlarımdaki tokaya sertçe asıldım, başımı daha çok ağrıtmaktan başka bir işe yaradığı yoktu. Tokayı bileğime takarken önüme dökülen saçlarımdan yükselen şampuan kokusu burnuma doluştu, yüzümü ekşittim. Başka zaman olsa bu kokuyu severdim, ancak şu anda bana Yiğit'in saçlarımı kokladığı anı anımsattığı için midemi bulandırmaktan öteye gitmiyordu. Cesur sol tarafımdaydı, arabayı kullanıyordu. Yine de sık sık dönüp bana baktığını biliyordum. Neden onun arabasındaydım, hangi ara koltuğa oturmuştum hiçbir fikrim yoktu. Beni kafeden çıkartışını hayal meyal hatırlıyordum. Yaşadıklarım henüz çok tazeydi ve hâlâ, tüm bunların mimarı olan kişinin Yiğit olması şokuyla savaşıyordum. Yakıştıramıyordum ve yakıştıramadıkça daha kötü hissediyordum. Eğer Cesur gelmeseydi ne kadar ileriye gidebilirdi düşünmek bile istemiyordum. Ürperdim. Diken diken olan tüylerimi eski hâline getirmek istercesine kollarımı ovuşturdum. Bu sırada Cesur uzanıp aracın ısısını arttırdı. “Üşüdün mü?” Kafamı kısaca iki yana salladım. Ona bakmak istemiyordum, onunla konuşmak da istemiyordum. Allah'ım, onun burada ne işi vardı ki? Filmlerdeki gibi en ihtiyaç duyduğum anda ortaya çıkıvermişti. Ne yazık ki onu kurtarıcı beyaz atlı prens olarak görmediğim için içimde minnet namına hiçbir duygu yoktu. İkinci kez evime doğru giden yolda yabancı bir arabadaydım ve yine yolu tarif etmeme ihtiyaç yoktu. Kafe evime oldukça yakın olduğundan aracın sokağıma ulaşması fazla sürmemişti. Cesur uygun bir yere arabayı sokarken yanaklarımın içini kemiriyordum. Evin ışıkları yanmıyordu, Hümeyra dönmemişti. Saatin kaç olduğunu kontrol etmek için çantamdan telefonumu çıkarttığımda ancak gelen mesajı görebilmiştim. “Gecikeceğim, beni beklemeden yat.” Telefonu elimde çevirmeye başladım. Araç tamamen durmuştu ve artık inmem gerekiyordu. Ancak oturduğum yere çökmüştüm. Omuzlarımda tonlarca ağırlık varmış gibi hareket edesim gelmiyordu. “Eğer açsan-" “Değilim,” dedim birden, lafını ağzına tıkarcasına. Hâlâ midem bulanıyordu, bir şey yiyebileceğimi sanmıyordum. Tek istediğim haşlak suyla duş almak ve yatmaktı. “O it bir daha yanına yaklaşamayacak, rahat olabilirsin,” dediğinde sesindeki öfke ortadaydı. Yiğit'i haşat ederken gözlerindeki ölüm arzusunu görmüştüm. Onu öldürmek istiyordu, onu öldürebilirdi ama nedense bunu yapmamıştı. “Önlemini en başında almalıydım,” dedi daha sonra kendi kendine konuşur gibi. Bu kez kendisine kızdığını fark ettim. “Neden oradaydın?” diye sordum yavaşça. “Nasıl tam da o an orada olabilirsin?” “Buna mı takıldın? Seni takip ettiriyordum,” dedi dünyadaki en normal işten bahseder gibi. Kafamı ona doğru çevirdim. Tam tepemizdeki sokak lambası doğrudan aracın içerisine vurduğu için yüzünün her ayrıntısını rahatlıkla görebiliyordum. Sakallarını birkaç gün içerisinde kesmiş olmalıydı, yeni yeni çıkmaya başlamışlardı. Saçları yine dağınıktı. Giydiği siyah gömlek vücudunu ikinci bir deri gibi sarıyor, emek harcadığı kaslarını açıkça sergiliyordu. “Beni takip ettiriyordun?” dedim inanmakta güçlük çekercesine. Ne hakla ne gerekçeyle bunu yapabilirdi? “Tuna bana bir daha rahatsız edilmeyeceğimi söylemişti.” “Günlerdir en ufak bir şeyden rahatsız oldun mu?” Olmamıştım. Peşimde biri varsa bile varlığını bana hiç hissettirmemişti. “Yine de bu rahatsız edilmediğim anlamına gelmiyor.” “Seni öylece Tolga Zafer'in önüne bıraksam daha mı iyiydi?” “Benim savaşım seni neden ilgilendiriyor ki?” “Bu savaşa ben de dâhil edildim.” “Ama…