14. BÖLÜM
Yazar: Zey Ra

Saçlarımın havada salındığını hissediyordum. Islak kirpiklerim birbirine sıkıca geçmiş olsa da şu anda nerede olduğumu biliyordum. Bedenimi sıkıca sarmış güçlü kolların arasında başka hiçbir yerde olamayacağım kadar güvende hissediyordum ve bu elimde olmadan gerçekleşiyordu. Oysa burnumu göğsüne gömdüğüm ve kokusuyla ciğerlerimi doldurduğum bu adama öfkeli olmam gerekirdi, çünkü yaşadığım çöküşün altında onun imzası vardı. Etrafımızda başkalarının olduğunu bilsem de kimseden çıt çıkmıyordu, tek duyduğum adım sesleriydi. Sanırım hâlimi görenler ağızlarını açmaya çekiniyordu. Yüzüme çarpan kızıl ışığı sezdiğimde kulübün arka kısmındaki odalarımıza uzanan koridorda olduğumu anladım. Müzik sesi duymadığım için gecenin son bulduğunu anlamam zor değildi, zaten gün doğmak üzereydi. Birinin kapıyı açtığını işittim, yine konuşma olmadı. Taze boya kokusu burnuma dolduğunda yeni odamda olduğumun bilincindeydim. Cesur ağır adımlarla yatağa yaklaşırken Eva'nın, “Bundan sonra onunla ben ilgilenirim,” dediğini işittim. Sanki uyuyormuşum da uyanmamdan çekinircesine sesini kısık tutmuştu. Ancak ben çok farklı diyarlarda kıyıdan kıyıya sürükleniyordum, onun farkında olduğum bile söylenemezdi. Cesur vücuduna yapışık hâle gelen bedenimi yatağa bırakmak için eğildiğinde tırnaklarımı tişörtüne geçirerek beni bırakmaması için ona iyice yapıştım. Tavrım karşısında beni sanki ateşten alıyormuş gibi hızla geri çekilerek doğruldu. “Çık Eva,” dedi sadece bu sırada, sesinin bile kaşları çatıktı. Eva başka bir şey söylemeden odadan çıkarak kapıyı kapattığında artık onunla yalnız olduğumu bilmek sertçe yutkunmama neden oldu. En savunmasız anlarıma şahitlik eden adamla baş başaydım. Bu bir yönde iyiydi, beni anlayışla karşılıyordu ve destek çıkıyordu. Diğer yöndense olduğumdan daha kötü hissetmeme neden oluyordu. Zayıflıklarımı açıkça gördüğünü bilmek midemi düğümlüyordu. İçimdeki yaralı kız çocuğuyla tanışmasını istemiyordum ama bir başkasının daha bu anlarıma şahit olmasına izin vermektense yine onun kapısını çalmayı tercih ediyordum. “Fırtına kuşu,” dedi kafasını aşağıya doğru eğerek. “Bana ne istediğini söyle.” Hâlâ yatağın önünde ayakta dikiliyorduk. Artık kolları ağrımaya başlamış olmalıydı, çünkü uzun süredir beni kucağında taşıyordu. Zorlandığında dair tek belirti göstermemiş olsa da robot olmadığı pekâlâ ortadaydı. “Her yerim kan... her yerde kan var... yıkanmak istiyorum,” dedim yüzüm göğsüne gömülü olduğu için boğukça. Yine de ne istediğimi anlamıştı ve odanın içerisindeki banyoya doğru yürümeye başlamıştı. Aslında üstümde tek damla kan yoktu ama tepeden tırnağa kan kokuyormuşum gibi hissediyordum. Bu sürekli midemi bulandırıyordu ancak artık içimde dışarıya çıkartabileceğim hiçbir şey kalmamıştı. Birçok kez kusmuştum ve o anların hepsinde sırtımı sıvazlayan, saçlarımı pislikten koruyarak toplayan kişi Cesur'du. Banyoya girip beni kucağından indirmeden kabinin sürgülü kapısını yana doğru çekti. Ardından da önce ayaklarımın yere basmasını sağlayıp daha sonra üst bedenimi serbest bıraktı. Duvara elimi dayayarak dengemi sağlarken Cesur önümde eğildi. Bunu neden yaptığını düşünmek yerine sanki bir saniye daha susuz kalamazmışım gibi musluk başlığını kaldırarak suyun tepemden boşalmasına izin verdim. Sıcak ayarını yapmadığım için üzerime yağan su damlaları çivi gibi tenime batıyordu. Önümde bir dizini yere koyarak çökmüş olan Cesur da akan sudan nasibini alıyordu. Ellerinin ayağıma uzanmasını izlerken dokunuşuyla birlikte elimde olmadan irkildim. O ise hızla ayakkabımı çıkartıp diğer ayağıma geçti. Doğrudan yere basmak daha iyi hissettirmişti, inkâr edemezdim. Cesur yeniden ayağa kalktığında az önce ona üsten aşağıya bakarken şimdiyse alttan yukarıya bakmak zorunda kalmıştım. Suyun soğukluğu kesik kesik soluk almama neden oluyordu, kendime eziyet etmeme daha fazla izin vermeyerek uzanıp suyun sıcak ayarını yaptı. Üzerindeki beyaz tişörtün her yanında suyun bıraktığı izler vardı. Koyu kahve gözleri gözlerimdeydi. Hafif aralık duran dudakları bir şey sö…