11. BÖLÜM
Yazar: Zey Ra

Vızır vızır işleyen caddede gezinen gözlerim dalgındı. İnsanların aceleyle yürüyüp yanımdan geçmelerini, arabaların öne geçmek için birbiriyle yarışmalarını öylece izliyordum. Hayat hızlı akmaya devam ediyordu ama ben sanki olduğum yerde sayıyordum. Gözlerim Hümeyra ve Yonca'nın yığılıp kalkamadığı kaldırıma düştüğünde elimdeki dumanı usul usul tüten sigarayı dudaklarıma götürüp derin bir soluk çektim. Zehirli duman ciğerlerime yayılırken gözlerim hâlâ o noktaya çakılıydı. O gece yeri kızıla boyayan kan izlerinden eser bile kalmamıştı ama ben oraya baktığımda hâlâ o kan gölünü görebiliyordum. Hemen önüme yavaşça yanaşan araca bakmadım. Motoru hâlâ çalışıyorken kapısı açıldı ve çıkan kişi aralık tutmaya devam ettiği kapının orada dikilmeye başladı. Sigaradan yeni yudumumu aldığım sırada arkamdaki kapının açıldığını duydum. Önce üzerine boca ettiği pahalı parfümünün kokusu burnuma doldu, sonraysa sesi kulaklarıma dokundu. “Hava soğukmuş.” Kaybettiğim arkadaşlarımın akan kanı kadar soğuk değildi. Yerde yatan iki cansız beden arasındaki anlarım gözlerimin perdesinde canlanırken öylesine kafamı salladım. Cesur arabasını getiren çalışanından anahtarını alıp onu gönderdi ve ellerini ceplerine tıkarak sigaramı bitirmemi beklemeye başladı. Gözleri üzerimdeydi, emindim. O kadar dikkatli bakıyordu ki bakışlarının gezdiği yerler karıncalanıyordu. “Hiç yalnız takılamayacak mıyım?” diye sordum odaklandığım kaldırımdan gözlerimi ayırmadan. “Yalnız olan kolay avlanır.” “Bunu göze alıyorsam?” “Sen alsan bile ben almam,” dedi kesin bir çizgi çekerek. “Yanında olmamı istemezsen olmam, kimse olmaz ama daima peşinde benden birileri olur. Bu konu tartışmaya kapalı.” Ağır ağır kafamı sallarken sıkıntıyla soludum. Böyle bir cevap alacağımı tahmin ettiğim hâlde durum sinirlerimi bozmuştu. Ondan habersiz su bile içemeyeceğim ortadayken Hasan'ın verdiği adrese nasıl gidecektim? Kaşlarım derinden çatıldığı sırada dudaklarıma götürmek üzere olduğum sigarayı havada beklettim ve bir süre öylece düşünerek vakit harcadım. Hasan'ın beni tehdit ettiğini Cesur'a söylemeli miydim? Yavuz'u Hasan'dan koruyabilir miydi? Koruyamazdı. O akşam da koruyamamıştı. Havada beklettiğim sigarayı dudaklarımın arasında kıstırıp zehirli dumanını ciğerlerime doldurdum. Hümeyra ve Yonca'nın öylece yattığı zeminden sonunda kopabilen bakışlarım biraz ötemde dikilen Cesur'u bulduğunda gözlerimi hafifçe kısarak onu izledim, tıpkı beni izlediği gibi. “Yavuz'u koruyabilir,” dedi iç sesim usulca. “O gece onca kurşunun sana değmemesini sağlayan adam Yavuz'u da koruyabilir.” “Beni gerçekten koruyacak mısın?” diye sordum elimde olmadan. Cesur'un da kaşları çatıldı ve gözleri bunu neden bir anda ortaya dökmüş olmamı sorgularcasına yüzümde arayışa çıktı. “Şüphelerin mi var?” “Sadece... duymaya ihtiyacım var.” Bana bir adım yaklaştı, aramızda hâlâ mesafe olmasına rağmen sanki dibime kadar girmiş gibi gerildim. “Bir daha kimse sana bırak silahı parmağını bile doğrultamaz,” dedi kurşun geçirmez bir sesle. “Buradan yalnız gitmene izin versem bile kimse buna cesaret edemez.” Kafamı sallayıp gözlerimi parmaklarımın ucunda asılı duran sigaraya indirdim. Ağır ağır tüten dumanını izlerken, “Kimden korkuyorsun?” diye sordu. Sertçe yutkundum. Bazen ondan hiçbir şey saklayamayacakmışım gibi hissediyordum ve bu da o anlardan biriydi. “Tolga’dan mı? Yoksa onun yanaşma yeğeni Hasan'dan mı?” “Tek korkum Yavuz'a zarar gelecek olması,” dedim gerçeğin üzerini örtmeyi seçerek. “Gerekirse ben zarar göreyim ama o görmesin.” “İkinize de bir şey olmayacak,” derken bu konuşmadan duyduğu rahatsızlık yüzünden okunuyordu. “Benden bir şey saklamıyorsun, değil mi Nehir?” Adımı yine aynı o tuhaf vurguyla söylemesi tüylerimi diken diken etse de hafifçe gülümsemeyi başardım. Elimdeki sigarayı yere fırlatırken, “Senden ne kadar çok şey sakladığımı bilseydin...” diye yarım ağız mırıldanıp, düştüğü soğuk zeminde hâlâ tütmeye devam eden sigaranın üzerine basarak araca binmek için hareketlendim, beni kolumdan yakaladı. “Hepsini…