5. BÖLÜM
Yazar: Zey Ra

“Hayatla dans etmeyi öğren. Sürekli ayağına basıp durursan senin canın yanar.” ♧ Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Mekân sanki yeni yeni canlanıyormuş gibi kıpır kıpırdı. Kulakları rahatsız etmeyecek ve insanı oturduğu yerde bile dans etmeye itecek müzik çalmaya devam ediyordu. DJ kabinindeki kadın mekânı nasıl coşturması gerektiğini iyi biliyordu, işinin ehliydi. İnsanlar deli gibi eğleniyor, ortam gittikçe daha çok alev alıyordu. Tüm o insan kalabalığının içerisinde, bar bankosuna dirseğimi dayamış, alnımı avuç içime gömmüş hâlde oturuyordum. Arkamdaki canlılık umurumda bile değildi, hatta müziği duyduğum bile söylenemezdi. Aklım o kadar doluydu ki beni uyuşturmasını umduğum tek şeye sığınmıştım; içkiye. Adını şu an için hatırlamadığım ama Özgür'ün yanında gördüğüm barmen yenilenmesini istediğim içki bardağını önüme bıraktı. Ona bakmasam da meraklı gözlerle beni izlediğinden emindim. Sorguluyordu. Ve aklındaki en büyük sorunun ne olduğunu biliyordum. Neden hâlâ hayattaydım? Kaçıncı olduğunu unuttuğum bardağa parmaklarımı dolayıp aldığım koca yudumu mideme gönderdim. Artık yüzüm buruşmuyor, boğazım acımıyordu, içkinin sertliğine alışmıştım ya da olmasını umduğum gibi bedenim uyuşmaya, hissizleşmeye başlamıştı. Alkole dayanıklı bir bünyem olduğunu iddia etmiyordum, ki zaten niyetim körkütük sarhoş olmaktı. Bir yerde sızmak istiyordum, bu bir sokak bile olabilirdi. Bar bankosunun üzerine bıraktığım telefonum çalmaya başladı. Yanan ekran ışığı doğrudan yüzüme vurduğu için bunu fark etmiştim ve ekranda Hümeyra'nın adı yazılıydı. Telefon çaldı, çaldı, çaldı. Açmadım. Ekran kararmadan önce gözüme çarpan bildirimlerden bunun yirmi dokuzuncu arayışı olduğunu gördüm. Mesaj sayısı ise yüzlerceydi. Benim için endişeleniyordu. Elimde uyuşturucuyla enselenmeden önce ona bir saate evde olacağımı söylememin üzerinden saatler geçmişti, bu yüzden merakını ve korkusunu anlayabiliyordum ama henüz durumu açıklayacak kafada değildim. Karakolda Tolga Zafer'le yüzleştiğim sırada Yonca, Hümeyra'ya olan bitenleri anlattığı için Yiğit hakkındaki gerçeği saklama girişiminde bulunmamıştım. Onun nelerin içinde olduğunu biliyordu ve iki gündür yaşadığım sıkıntıları, ortalıktan kaybolmalarımı yıkılan arkadaşlığımın bendeki ağır etkisine yoruyordu. İşin aslı bu durum hayli işime yaramıştı; ona yeni yalanlar sıralamak yerine kafamı dağıtmak istediğimi söyleyerek sorularını savuşturmuş, şüphesini uyandırmamıştım. Bardağı havada yuvarlayarak dibinde kalan son yudumumun sağa sola savrulmasını izlerken hemen sağ tarafıma birisi oturdu. Kim olduğuna dönüp bakmamış olsam da vücuduma yayılan soğukluğu hissettim, bardakla oynayışım yavaşladı. Korku baskın olmasa bile kalbimin etrafına ince bir duvar örerek her an beni ele geçirebileceğini açıkça belli etti. Yine de içkinin vücuduma yaydığı hissizlik ve özgüvene sığınarak üzerinde durmamayı seçtim. Çakırkeyif sayılırdım ve hâlâ düşünceler âleminde boğuluyordum. Bu yüzden daha çok içkiye ihtiyacım vardı. Bardaktaki son yudumu hızla mideme gönderip tazelemesi için barmene işaret ettim. Harekete geçmeden önce sağ tarafıma kısa bir bakış attı. Onay aldığını boş bardağı yenisiyle değişmek için almasından anladım. Benim istediğimin aynısından bir bardak daha bankonun üzerine bırakıldığında dudaklarım güler gibi kıvrılırken kafamı hafifçe iki yana salladım. “Senin başka işin yok mu?” dedim sağ tarafıma dönmeden. İçkiden yudumladım, o da bardağına uzandı. “Senin gitmen gereken evin yok mu?” dedi sorumu kendine göre şekillendirerek. Ona omzumun üzerinden baktım. Yeraltı Kulübü'nün sahibi ve dövüş gecelerinin yıldızı olan adam, Cesur Çağlayan; barda, sıradan bir kadınla içki içiyordu, yani benimle. Etrafta göz gezdirmesem bile bizi izleyenler olduğuna emindim. Meraklı bakışları hissetmememin imkânı yoktu. “Ev bekleyebilir,” dedim koyu kahve gözlerini tararken. Onları okumak çok zordu. “Sarhoş olmak istiyorum.” “Benim mekânımda mı?” “Evet?” İçkiden yudumlamak için bardağı kendisine doğru yaklaştırırken dudağının kenarı hafif…