4. BÖLÜM
Yazar: Zey Ra

Günümüz… “Bana masal anlatır mısın?” Altın sarısı saçları güneşte parıldayan küçük kız çocuğu iri mavi gözlerini izinsizce yan tarafına oturan üstü başı kir içerisindeki oğlana dikti. Yetimhanedeki diğer çocuklar tarafından konuşmadığı için dilsiz yaftası yemişken bu çocuk sürekli onunla konuşmaya çalışıyor, nereye gitse peşinden geliyordu. Yanından ayrılması umuduyla sorusuna kafasını iki yana sallayarak cevap verdi . Böylelikle bukle bukle sarkan saçları havada salındı. Çocuk, kafasını iki yana sallayışını, “Masal bilmiyor musun?” diye yorumladı. Küçük kız bu kez de başını aşağı yukarı sallayarak onu onayladı. “Yalancı,” dedi kumral saçlı oğlan. “Arka bahçede oyuncağına masal anlatırken seni duydum.” Bunun üzerine küçük kız telaşla oturduğu yerden kalktı. Konuşabildiğini diğer çocukların bilmemesi yaşamını daha da kolaylaştırırdı. Gitmek için arkasını döneceği sırada o çocuğun bağırdığını duydu ama ona aldırmadı. Arkasını döndüğünde hemen önünde duran boyundan büyük köpeği görünce donup kaldı. Köpeğin kızıl altın rengi tüyleri oldukça kabarıktı. Her an üzerine atlayacakmış gibi hırlayıp durması yüzünden gerilen çehresi çok vahşiydi ve sıra sıra dizil miş sivri dişleri bir demiri tek ısırışta kopartabilecek kadar keskin gözüküyordu. Koca bahçede küçük kız ve o köpekten başka kimse kalmamıştı. Korkuyla yutkunup bir adım ge riye çekilme hatasına düştü. Bu hareketinin köpeği tetikleyeceği aklının ucundan dahi geçmemişti. Hayvan gür sesiyle havlayarak, ileriye atılacakmış gibi yerinde sıçradığında ağzından saç ılan salyalar havada savruldu . Kız çocuğu tüm gücüyle çığlık attı. Bunun üzerine köpek ona doğru koşmaya başladı. Birden gözlerim açıldı. Sanki uzun süredir nefes alamamış gibi elimi boğazıma dayayıp ciğerlerimi havayla doldurdum. Aynı anda başıma saplanan ağrıyla inledim. Kalbim şiddetle çarpıyordu, rüya dahi olsa o kadar gerçekçiydi ki hâlâ o korkuyu hissedebiliyordum. Ah, evet, neyse ki sadece rüyaydı. Ağzıma yayılmış nahoş tadı gidermek adına birkaç kez öksürdükten sonra gözlerimi yorgunca kapatıp yattığım yerde sırtüstü döndüm ve soluk alışlarımı düzene koymaya çalıştım. Onu uzun zaman üzerine ilk kez rüyamda görmüştüm, yıkıldığım yerde elimden tutup beni ayağa kaldıran o çocuğu. Her zaman kir içerisinde olan yüzü kısa bir anlığına da olsa dünyama ışık saçmıştı. Birden ortaya çıkan o korkunç köpek olmasaydı eğer onu daha uzun görebilirdim. Hızla kaşlarım çatıldı. Köpek bana tanıdık gelmeye başladı ve yaşananlar teker teker aklıma düştü. Olduğum yerde kaskatı kesildim, sakinleşen soluklarım yeniden hızlandı. O köpek lavaboda üzerime atlamak için çırpınan köpekti! Gözlerim dehşetle açıldı. Bakıştığım tavan yatak odamdakinden çok daha farklıydı ve yatakta değil, her hareketimde gıcır gıcır öttüğünü ancak fark ettiğim deri koltukta yatıyordum. Sertçe yutkundum. Lavaboda yaşadıklarım kesit kesit zihnimin perdesine yansımaya başladı. Elimde patlayan uyuşturucu paketleri, basılmam, köpeğin vahşice bana saldırmak istemesi ve Özgür ile Akın'ın bana bittiğimi belli eden bakışları... Sonrasını hatırlamıyordum, çünkü aşırı korkudan baygınlık geçirmiş olmalıydım. Alnımdaki sızıya bakacak olursam düşerken kafamı bir yere vurmuş olmam muhtemeldi. Yakalanmıştım. Farkındalık dalga dalga hücrelerime yayılırken birden tüm vücudum ürperdi. Soluk alışlarım minimuma indi. Bedenime sabitlenmiş gözlerin soğukluğu kanımı dondurdu, kafamın içerisinde bir ses dehşetle bağırmaya başladı. Bu odada yalnız değildim. Soluğumu tutarak yattığım yerden doğrulup, karşılaşacağım görüntüden korktuğumu belli edercesine gıdım gıdım kafamı odanın içerisinde çevirdim ve onu gördüm. Hislerim beni yanıltmamıştı, işte oradaydı. Heykel misali hiç kıpırdamayan, nefes alıp verdiği bile belli olmayan o adam keskin gözlerini tam üzerime kilitlemiş öylece duruyordu. Ve o adamı daha önce görmüştüm. Görüntüler gözlerimin önünden birer birer kaydı. Kafeste rakibini yumrukladığı, insanların çılgın tezahüratlarına karşılık vahşice kükrediği ve onca kişinin arasından doğru…