necla köksüz'ün kıpırtısız tüylü yaprakları

necla köksüz'ün kıpırtısız tüylü yaprakları

Yazar:

necla köksüz'ün kıpırtısız tüylü yaprakları - bizâr kitap kapağı
necla köksüz'ün kıpırtısız tüylü yaprakları kitap kapağı

Buraki ile Beriki Öyküleri (okuma sırası yoktur ama sırayla gidilmesi tavsiye edilir) 1•Bilge Canıkuzu'nun Arkada Kalan Takım Elbisesi 2•Necla Köksüz'ün Kıpırtısız Tüylü Yaprakları • Necla Köksüz bir çiçek olma hayali ile yanıp tutuşmaktaydı. Kendini bildi bileli o şefkatle okşadığı yapraklardan olmak istiyordu. Toprağı evi bellemiş olmaktan memnun kökleri olsun istiyordu. Hem zaten onun da belirgin ve yer yer kalın ayva tüyleri vardı; tıpkı bazı bitkileri gibi, öyle değil mi? O vakit ne şüphe, Necla pekâlâ bir bitki olabilirdi. Evet, elli beş yaşındaydı ve kendini bildi bileli aynı apartmanda, aynı dairede oturuyor; mahallenin dışına yalnızca eşi ile arabaya bindiğinde çıkıyor ve balkonunda vakit geçirmeyi pek seviyordu. Evet, aynı yere kök salmış vaziyetteydi ama Necla'nın ait olduğu yer burası değildi, fırsatını bulsa aslında gidip görmek istediği ne çok yer vardı, bir zamanı olsa ya da parası veyahut eşinin işten ayıracak vakti elbet gidecekti o da, köklerini buradan toplayacaktı ama işte henüz zamanı gelmemişti sadece. Hem annesi de yan dairedeydi, onu da bırakamazdı; sonra gidecekti. O da vaktini camla kapatılmış balkonunda geçiriyordu. Her çiçek ışığı sevenlere göre özenle yerleştirilmişti burada. Kırmızı ve beyaz sardunyaları öğle güneşinin kavuruculuğundan uzak ama gün ışığına yakın bir noktada yeni sürgünleri ile beraberdi. Sarı ve turuncu kalanşoları hemen raflarda diziliydi ve çiçekleri yavaştan soluyordu. Kapı kenarında uzun bir paşa kılıcı, soğuktan hiç etkilenmeden dimdik duruyor, cam önündeki mermerde ise küpe çiçekleri vardı ama onları oradan almalıydı çünkü soğuğu hiç sevmemişlerdi ve Necla nasıl olur da bunu bilmezdi, kendisine kızıyordu. Yaprakları dökülmüş, dalları çıplak kalmıştı. Üşüyorlardı belli ki... Menekşelerine bakın oysa, diğerlerinin arasında, soğuktan korunacak halde saklılardı; küpeler onları kıskanıyor olmalılardı hatta acaba yardım çığlıkları atıyorlardı da Necla duymuyor olabilir miydi? Bu düşünce onu üzüyordu. Balkonunun en yenisi de barış çiçeği idi. Eşi almıştı bunu, kendisinin çok net ama adamın pek az hatırladığı bir kabahati affettirmek için getirmişti. Yeni yapraklar sürüyor ve çok az çiçekle duruyordu. Bekleyiş hüküm sürüyordu balkonunda ve Necla'nın en sevdiği zaman dilimi bu bekleyişe katkı sağladığı andı. Saniyelerin ağırlaştığı, hareketlerindeki aceleciliğin onu terk ettiği ve belli belirsiz gülümseyişi ile dolandığı zamanların aksine daha derinden, çizgilerinin izi kalacak kadar içten güldüğü anlardı. Seslenişleri duymadığı, akşam yemeğine ne kadar vakit kaldığından emin olmadığı, kapıda dönen anahtar sesiyle hiç alakası olmadığı, sokakta kavga eden kedilere şöyle bir dönüp bakıvermediği, ne karşı komşusunun kız Necla diyişini işittiği ne de üst komşunun halı çırpışıyla dikkatinin dağılmadığı saatlerdi çünkü Necla Köksüz çiçekleri ile ilgilenirken buraki tarafta bir saksı olmakla meşguldü. Klasik bir saksısı vardı; şu turuncu ya da beyaz, dikey girintili çıkıntıları olan, bir de altlığı tabii, takım olmadan olmazdı. Her seferinde taşıdığı çiçek değişiyordu. Buraki tarafın bir köşesinde belirir, kıpırdamadan durur öylece etraftakileri izlerdi. Kimse onu görmezdi, Necla olduğundan emin olduklarını bile sanmıyordu ama oradaydı işte. Balkonundan etrafı izlediği gibi yine birilerini izliyor, onları tanıyor ve belki bir şey yapamasa da, çünkü Necla ne yapabilirdi ki, kendince koruyup kolluyordu. Bilge vardı mesela, alt komşusunun kızı; bir bankta otururdu her zaman. Misketler caddede yuvarlanırdı ve bedenine çarparlardı. Necla hepsini gülümseyerek izlerdi; tabii saksı olan Necla bunu yapraklarının eğilmesi ve hafif esintisi ile belli ederdi ama kim görüyorsa artık. İnsanlar buraya hüzünlerini taşımadıklarından olsa gerek, Necla balkonundan izlediği yıkımların emaresini burada bulamadığı insanları mutlu gördüğüne seviniyordu. Kendisini de görseler daha iyi hissederdi tabii, neden güzel çiçeklerini fark edip kimse durmuyordu bilmiyordu ve buna biraz üzülüyordu ama yalnızca biraz. Sonra…

Bölümün tamamını WritePad'de oku