HEÇ

Menteşedeki Pas

Yazar:

HEÇ - Mehmet Korkmaz kitap kapağı
HEÇ kitap kapağı

Köy camisinin minaresi, bozkırın uçsuz bucaksız sarılığının ortasında göğe yükselen yeşil bir gerdanlık gibiydi. Eski taş duvarları hürmet uyandırıyor, zamanla oksitlenip mat bir yeşile dönen bakır kubbesi güneşin altında vakur bir edayla parlıyordu. Avludaki devasa dut ve çınar ağaçları, dallarını cemaatin üzerine bir kol kanat gibi germiş, yakıcı sıcağa karşı serin bir huzur dergâhı kurmuştu. Hafif bir rüzgâr, şerefedeki yeşil bayrağı okşuyor; kuşlar, taş duvarların serinliğine sığınıp birbirlerine hal hatır soruyordu. Cuma namazından çıkan cemaat, ağır adımlarla bahçeye yayıldı. Herkesin yüzünde, secdenin ve duanın ardından gelen o dingin, yumuşak sakinlik vardı. Kimi abdest taşının başında elini yüzünü son kez serinletiyor, kimi gölgelikteki taş sedirlere çöküp ayakkabılarını bağlıyordu. Köyün hem ibadet hem de hasbihal günüydü bugün; çay bardaklarının tıkırtısı, köylülerin derinden gelen uğultulu sohbetlerine karışıyordu. Sefa, kalabalığın kenarında bir grupla şakalaşıyor, geniş omuzlarını sarsarak gülüyordu. Raif Usta ise bastonuna iki eliyle yaslanmış, akranı olan yaşlı dostlarına bir şeyler anlatmaktaydı. Yüzündeki çizgiler bir ömürlük yorgunluğun haritası gibi derinleşmişti ama sesi hâlâ tok, bakışları hâlâ sözü dinlenir bir ağırlıktaydı. Kerem, avlunun biraz daha gerisinde, kalabalıktan yalıtılmış bir noktada duruyordu. Ayakkabılarını giyip doğrulduğunda, gözleri gayriihtiyari minarenin ucuna takıldı. Rüzgârda dalgalanan o yeşil kumaş, içini tarifi zor, dumanlı bir hüzünle doldurdu. O sırada babasının sesiyle irkildi. “Ben eve geçiyorum,” dedi Raif Usta, bastonunu yere hafifçe vurarak. Kerem başını ağır ağır iki yana salladı. “Anamın kabrine gideceğim baba,” dedi; sesi alçak ama itiraza yer bırakmayacak kadar kararlıydı. “Dün gidemedim.” Raif, oğlunun bu sadakatini onaylarcasına başını eğdi. “Var git o vakit, anan yolunu gözler zaten,” dedi. Sonra yanındaki yaşlı dostuna döndü: “Hadi hele, bizim bahçeye geçek de bir iki kelamın belini kıralım.” İki yaşlı adam, bastonlarının taş zeminde çıkardığı ritmik seslerle cami avlusundan uzaklaşırken, Kerem bir süre arkalarından baktı. Gökyüzü o an, sanki namazın bereketiyle daha mavi, daha ferah görünüyordu. Cemaatin uğultusu arasında Sefa, Kerem’in yanına sokuldu. Çınar yapraklarının arasından sızan güneş ışıkları, ikisinin de yüzünde parça parça aydınlık lekeler bırakıyordu. Sefa, bastonuna yaslanmış giden Raif Efendi’yi işaret etti. “Raif emmi cuma vesilesine bugün pek sakin, ” dedi hafif bir tebessümle. Kerem’in gözleri hâlâ babasının uzaklaşan silüetindeydi. “Babam evladından çok ahiretini düşünür Sefa,” dedi sesi buruk bir saygıyla titreyerek. “Bunu hâlâ öğrenemedin mi?” Sefa iç çekti, “Haklısın kardaşım,” diyerek onayladı. Ardından bakışlarını kalabalığın içinde gezdirdi. “Sahi, bizim deli nerede? Sesi soluğu çıkmıyor.” Kerem cevap verecekken, minarenin tepesinden gelen gür bir nida tüm avluyu bir anda dondurdu: “Ey ahali! Allah’ın evinde size iki çift lafım olacak!” Avludaki bütün başlar, aynı anda yukarı çevrildi. Minarenin şerefesinde, renkli gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamış, alnındaki teri güneşle parlayan Deli Yusuf duruyordu. Kollarını iki yana açmış, sanki kâinata hitap eden bir hatip gibi vakur durmaya çalışıyordu. Sefa elleriyle gözlerini kapattı, umutsuzca başını salladı. “Yemin ederim manyak bu... Vallahi zıvanadan çıktı!” diye mırıldandı. Sonra Kerem’in kolunu dürttü. “Bak hele bak sağdıç!” Kerem derin bir nefes aldı, dudaklarının kenarında belli belirsiz, hüzünlü bir kıvrılma oluştu. “Heç...” dedi sadece, Yusuf’un ne yapacağını merak ederek. Yusuf’un sesi minareden bir gök gürültüsü gibi dökülmeye devam etti: “Ey cemaat-i müslimin! Şu köyün çatısı akan, camı çerçevesi dökülen okulu var ya... Vallahi bu tüm köylünün utancıdır! El kadar sabiler o soğukta perişan olmasınlar mı? Okuyup da bu vatana hayırlı birer evlat olmasınlar mı? Öyle deel mi Muhtar Emmi?!” Avluda bir uğultu koptu. Köylüler önce birbirlerine, sonra şerefeye, en son da yüzü pa…

Bölümün tamamını WritePad'de oku