HEÇ

Kazandaki Buhar

Yazar:

HEÇ - Mehmet Korkmaz kitap kapağı
HEÇ kitap kapağı

Paslanmış metal musluğu sonuna kadar açtı; suyun sert, buz gibi akışını izledi. Başını o dondurucu akıntının altına eğdiğinde, şakaklarından süzülen suyun zonklayan ağrısını dindirmesini bekledi. Üç numara tıraşlı saçları saniyeler içinde ağırlaştı; alnından dökülen damlalar, üzerindeki solmuş yeşil fanilaya düşüp göğsünde koyu, düzensiz lekeler bıraktı. Başını kaldırdığında, aynadaki puslu yansımasıyla yüzleşti. Yorgundu, bakışları ferini yitirmişti ama hatları hâlâ diri ve keskindi. Aynadaki buğunun içinden tanıdık bir gölge geçti. Mahmut’tu bu. Mahmut, omzuna attığı havlusu ve yüzüne sinmiş o iflah olmaz yorgunlukla kapı eşiğinde belirdi. Kerem’in ıslak başını süzüp burukça gülümsedi. "Hasta olursan ha devrem," dedi, sesi koridorun boşluğunda yankılandı. "Şu kafanı musluğun altına mermi gibi tutma huyundan vazgeç artık." Kerem, aynadaki aksine bakarak yarım yamalak bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına; ama o gülüş, ruhunun derinliklerindeki o karanlık kuyuya ulaşamadı. "Bir şey olmaz bana devrem," dedi, sesi kendi kulaklarına bile yabancı geliyordu. "Bize ne oldu ki bugüne kadar, soğuk su mu zarar verecek?" Birlikte, ağır adımlarla lavabodan çıktılar. Karakolun o uçsuz bucaksız görünen, rutubet kokulu koridoru her zamanki gibi sessizdi. Duvarlarda asılı duran tüfeklerin gölgeleri, tavandaki cılız sarı lambanın ışığında uzayıp kısalıyordu. Koğuşun kapısını araladıklarında, demir ranzalardan birinin üzerine oturmuş çantasını toplayan bir asker başıyla selam verdi. Kerem ve Mahmut, kendi gri metal dolaplarının önüne geçtiler. Palaskalar, botlar... Her şey son kez kontrol ediliyordu. Mahmut, palaskasını sıkarken ciğerlerini dolduran derin bir nefes aldı. "Son nöbeti de gördük ya... Çok şükür devrem," dedi. Sesinde hem eve dönecek olmanın çocuksu sevinci hem de iki yılın altına ezilmiş o bitkinlik vardı. Kerem başını öne eğdi, parmakları palaskasının pirinç tokasında gezindi. Boğazındaki düğüm izin verdiği ölçüde kısık bir sesle konuştu: "Son nöbeti gördük görmesine de... Bir arayıp soran olmadı be devrem. 'Oğlum ne zaman geliyorsun, yolun ne zaman düşer?' diyen bir ses duymadım. İki yıldır ne bir mektup geldi babamdan, ne bir selam... İnsan bekliyor işte. Bir kağıt parçası olsa, 'gel' dese yeterdi." Mahmut elindeki malzemeyi bıraktı, ağır ağır dönüp Kerem’e baktı. Bir süre sustu; kelimeleri tarttı, süzgeçten geçirdi. Sonra, ruhuna şifa vermek ister gibi yumuşak bir tonla konuştu: “Öyle deme devrem. Herkesin sınavı, herkesin yükü ayrıdır. Kimisinin babası sağdır ama sesi yoktur; bir duvar gibi durur karşında. Kimisinin ise sesi kulaklarında çınlar da, dünyada kendi yoktur.” Kerem, dudaklarının kenarına zehir gibi acı bir gülüş yerleştirdi. "Öyle öyle..." diye mırıldandı. "Keşke yetim olsaydım da en azından boş bir umutla, bir sesin hayaliyle beklemeseydim." Mahmut, Kerem’in yanına gelip ranzanın gıcırdayan kenarına oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde kenetledi, bakışları koğuşun gri zemininde kayboldu. Bir süre sessiz kaldılar. Sonra Mahmut, çok uzaklarda kalmış bir kâbusu anlatır gibi konuşmaya başladı: “Ben ne babamı gördüm devrem, ne anamı... Hiç hatırlamam onları. Ne sesleri var bende, ne de yüzlerinin bir hatırası. Bir fotoğrafları bile kalmadı. Tek bir kare...” Kerem, dolabına dayandı, arkadaşının bu beklenmedik itirafını nefesini tutarak dinlemeye başladı. Mahmut’un sesi titremeye, incelmeye başlamıştı. “Hastalıktan gitmişler. Araları topu topu kırk gün... Önce anam ölüyo, kırk gün geçmeden babam peşinden... Ben kaldım ortada, bir garış boyumla. Evde öyle bir sessizlik vardı ki devrem, duvardan duvara çarpar da insanın canını yakardı. İşte ben öyle büyüdüm..” Kerem’in bakışları yere çakıldı. "Sana kim baktı?" diye sordu, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Mahmut omuzlarını silkti, sanki o yükü hâlâ taşıyordu. “Abilerimin hanımları baktı. Aslında bakmak değil de, 'göz ucuyla idare etmek' diyek buna. Fakirlik belası... Çocukluğum yalın ayak geçti benim. Bir kış günü, karın üzerinde ayakkabısız yürüdüğümü bilirim. Ayaklarım d…

Bölümün tamamını WritePad'de oku