HEÇ

Damdaki Yıldızlar

Yazar:

HEÇ – Mehmet Korkmaz kitap kapağı
HEÇ – Mehmet Korkmaz kitap kapağı

“Bu kız senin nikâhlı helalindir,” dedi Raif babam. Dünya o an durdu, zaman asmaların altında asılı kaldı. Kerem öylece sustu. Ne bana baktı ne de babasına. Bakışları, önündeki ufalanmış ekmek kırıntılarına çakılı kaldı; ruhu buralardan çok uzaklara, o dumanlı dağlara kaçtı sanki. Bir taş gibi kaldı yerinde. O an anladım ki biz o sofrada üç kişi değil, üç ayrı uçurumun kenarında duran üç ayrı sessizliktik. Gözlerimi ondan ayıramadım. İtiraz etmesini bekledim. Göğsünü kabartıp “Ben istemedim bunu!” demesini... Ya da öfkeyle ayağa kalkıp “Neden bana sormadan…?” diye çıkışmasını bekledim. Ama demedi. Tek bir kelime, tek bir harf dahi dökülmedi dudaklarından. Sessizce kalktı yerinden, omuzlarında dünyanın yüküyle içeri süzüldü. O an kalbim, dar bir kafese hapsedilmiş yaralı bir kuş gibi çırpındı göğsümde. Raif babam, gözlerimin dolduğunu, ellerimin titrediğini gördü. Nasır tutmuş elini uzattı, belli belirsiz başımı okşadı. “Üzülme gızım,” dedi, “Alışacak...” Başımı eğdim, sustum. O bilmezdi; alışmak, bazen yaşarken ölmekle aynı şeydir. İnsan nefes alır da ciğerine hayat değil, kül dolar. Heç, biliyor musun? Kerem’i çocukluğumdan bilirim. O zamanlar bile dili değil, ruhu konuşurdu. Diğer çocuklar avluda naralar atarak koşarken, o bir köşede tek başına oturur, eline geçen her dal parçasını bıçağıyla bir hatırayı yontar gibi şekillendirirdi. Anası öldüğünde küçücüktü; o zamanlar bir çocuğun anasız kalmasının, dünyanın bir yanının ebediyen karanlıkta kalması demek olduğunu anlamamıştım. Yıllar sonra anam yatağa düşüp de gözlerimin önünde eridiğinde öğrendim o karanlığı. Sonra babam... Annemin yokluğuna, o evin ıssızlığına dayanamadı; sessizce göç etti arkasından. Bir sabah uyandığımda, evde sadece tozlanmış eşyalar ve sağır edici bir sessizlik vardı. On altı yaşındaydım yetim kaldığımda. Daha çocuktum ama o günden sonra bu köyde kimse bana çocuk gözüyle bakmadı. Bir evden diğerine, bir akrabadan ötekine savruldum durdum. “Kızcağız gariban, yazık,” derlerdi yüzüme; ama arkamdan bakışları sırtıma batardı. Birinin evinde üç gün kalsam, dördüncü gün yerim dar gelirdi onlara. “Ev kalabalık,” derlerdi, “ekmek aslanın ağzında.” Ben bilirdim; mesele ekmek değil, mesele fazlalık olmamdı. Ben bu dünyada bir yüktüm. Bir sabah halamın yanında kalırken, tan yeri ağarmadan kalkmış tandırın başında hamur yoğuruyordum. Halam içeri girdi, beni bir süzdü ki, bakışıyla canımı acıttı. “Bir kızın bir başına kalması zor gızım,” dedi. Sesi yumuşaktı ama o cümlenin arkasında beni kapının önüne koyan o sert itişi hissettim. O gün anladım; kimsenin tavanı benim gökyüzüm olmayacaktı. Kız başına ne yapabilirdim? Ne dikili bir ağacım vardı ne de içini dizeceğim bir çeyiz sandığım. Köy yerinde yalnız kadın olmak, ateşi avucunda tutmak gibidir. Akşam ezanından sonra kapının önünde görünsen laf olur. Tarlada birine yardım etsen “Gözü var” derler, etmesen “İşten kaçıyor, kibrinden geçilmiyor” derler. Ne yapsan bir tarafın eksik, bir tarafın kusurlu sayılır. Çeşmeye su almaya inerdim, kadınlar fısıl fısıl konuşur, ben gölgemi düşürünce susarlardı. O bakışlardan öğrendim yalnızlığın, kimsesizliğin ne demek olduğunu. Ses çıkarmadım. Konuşmadım. Yalnızlığımı bir hırka gibi üzerime geçirip sessizliğe sığındım. Raif babam beni yanına aldığında, fırtınadan kurtulmuş bir gemi gibi hissettim kendimi. Ama bazen sığınaklar da en korunaklı hapishanelere dönüşebiliyormuş. Başını koyabileceğin huzurlu bir yastık uğruna, dilini yutuyorsun. Kimsesizlik, insanın kelimelerini de elinden alıyor. Ben de sustum. Ama içimde hep o ses vardı. Kerem... Çocukken bile kalbim onun adını duyunca başka türlü atardı. Herkes “Marangozun oğlu aksi, huysuz” derdi ama ben bilirdim; o sadece dünyadan saklanıyordu. Bir akşamüstü dere kenarında onu görmüştüm. Elinde bıçakla bir dalı oyuyordu, dudaklarının arasında hüzünlü bir türkü... Gözleri suya dalmıştı; o kadar derin, o kadar yaralıydı ki... O an anladım, bu köyde herkes kendi derdini bağırarak anlatırken, o sessiz kalmayı seçmişti. Belki de bu yüzd…

Bölümün tamamını WritePad'de oku