HEÇ

Anası Yarım Kalanlar

Yazar:

HEÇ – Mehmet Korkmaz kitap kapağı
HEÇ – Mehmet Korkmaz kitap kapağı

1 hafta sonra… Sabahın telâşlı sesi, köyün dar sokaklarından elini eteğini çoktan çekmişti. Ne tan vaktinin o keskin horoz ötüşleri kalmıştı geriye, ne de kapı önlerinde sabahın ilk ışıklarıyla demlenen kadın dedikoduları... Güneş, bozkırın üzerine tüm heybetiyle yükselmişti ama Raif’ in evinin içinde, o ağır ve kaskatı sessizliğin gölgesi hâlâ hüküm sürüyordu. Raif, o sabah evin içinde her zamanki gibi yerleri sarsan, otoritesini hatırlatan o sert adımlarla yürümedi. Sanki duvarların dilinden korkuyormuş gibi, bastonuna bile el uzatmadan mutfağa süzüldü. Masanın bir köşesinde, dünden kalma, boynu bükük yarım bir ekmek duruyordu. Bir gecede bozkırın ayazıyla sertleşmiş, kenarları kurumuş bir garipti o ekmek; ne bir bıçak değmişti tenine ne de bir lokma olarak ağıza alınmıştı. Yaşlı adam durdu. Ekmeğe baktı; uzun, kederli ve derin bir bakışla... Parmakları sertleşmiş kabuğa uzandığında bir an tereddüt etti; sanki cansız bir nesneye değil de, kırgın bir dostun omzuna dokunuyormuş gibi yavaşladı hareketi. Ekmeği aldı. İkiye bölmedi, ufalamadı; olduğu gibi, bir emaneti saklar gibi ceketinin cebine yerleştirdi. Kapıya yöneldiğinde, arkasında kıpırtısız bir gölge hissetti. Evin içinde soluk alıp veren o dilsiz varlığı... Bir şey sormak isteyip de kelimeleri boğazına dizilen, sadece bakmakla yetinen o sessiz şahitliği... Raif, arkasına dönmedi. Kapıyı çekerken o bildik gıcırtıyı bastırmak istercesine eliyle kanada destek verdi, tahtanın feryadını kendi içine gömdü. Eşik... Bir an duraksadı o eşikte. Sonra dışarı, dünyanın içine doğru bir adım attı. Sokak onu tanıyordu; taşların üzerinde yılların yorgun yürüyüşü, toprağın hafızasında onun adımlarının izi vardı. Bastonunu bu kez eline aldı ama yere vura vura değil; her vuruşu ölçerek, tartarak, üzerine düşünerek ilerledi. Yol boyunca rastladıklarına selâm verdi: “Kolay gele.” “Sabahın hayırola.” Kimine sadece başıyla, kimine dudak ucuyla bir selâm... Kimse ona durup da bir şey sormaya cesaret edemedi. Köy yerinde Raif Usta’ya soru sorulmazdı; o, soruların cevabını heybesinde taşıyan, hükmü beklenen adamdı. Bir evin duvar dibinde, güneşin henüz ulaşamadığı o nemli ve serin gölgede durdu. Toprak, gece çiğinden kalma bir ıslaklığı barındırıyordu. Karıncalar, toprak üzerinde ince birer çizgi gibi, büyük bir telâşla rızık peşinde koşuyordu. Raif, cebindeki o sert ekmeği çıkardı. Bu kez acele etmeden, her kırıntıyı birer ibadet gibi parmaklarının arasında ezerek yere bıraktı. Eli titremedi. Önce bir karınca yanaştı kırıntıya, sonra bir diğeri... Derken hepsi, o küçücük bayramın etrafında toplandı. Raif, bastonunu dizine dayayıp yavaşça çömeldi. Ellerini dizlerinin üstünde kenetledi. Uzun süre, o minicik canların telaşını izledi. Hiçbirini kovmadı, hiçbirine “yeter” demedi. Dudaklarından, dua olmayan ama duadan daha içli, sadece kendine fısıldadığı bir söz döküldü: “İnsan,” dedi kendi kendine, “bir gün doyuramadığını taşır içinde... Sonra o yük ağırlaşır. Taşıyamazsan susarsın. Susmazsan kırarsın.” Karıncalar ekmeği sırtlayıp yuvalarına taşırken, Raif’in bakışları o dar sokaktan uzaklaştı; başka bir zamana, başka bir eşiğe, belki de hiç geçemediği o gönül kapılarına takıldı. Derken, bozkırın sessizliğini tanıdık bir ses böldü: “Doyurdun mu karıncalarını, Raif?” Raif başını kaldırdı. Gelen, ömrünün yarısını birlikte eskittiği bir sesti. Dudaklarında çabuk geçen ama sahici, içten bir gülümseme belirdi. Bastonuna tüm ağırlığını vererek, eklemleri gıcırdayarak ayağa kalktı. “Hanımı üzmek istemem,” dedi, sesindeki o gizli mahcubiyeti örterek. Yanına yaklaşan Bekir Efendi, sesindeki sitemi merakla harmanlayarak sordu: “Hanım üzülmesin diye mi yaparsın bunu, yoksa Allah rızası için mi?” Raif, cebinde kalan son ekmek kırıntılarını avucunun içinde sıktı. Bir an sustu, bozkırın rüzgârını dinledi. Sonra başını eğmeden, vakarla konuştu: “Önceleri hanım içindi... Ona verdiğim bir söz gibiydi. Sonra alıştım. Şimdi... Şimdi Allah rızası için yapıyorum.” Bekir Efendi başını salladı, daha fazla deşmedi o yar…

Bölümün tamamını WritePad'de oku