NARE

2.1 Bölüm

Yazar:

NARE - Mehmet Korkmaz kitap kapağı
NARE kitap kapağı

Bir süre, sadece gökyüzünde süzülen kuşların gölgeleri ve ayaklarının altında ezilen toprağın hışırtısı eşliğinde yürüdüler. Köy, bu iki dostun adımlarıyla yeniden can buluyor gibiydi. Rüzgâr, uçsuz bucaksız buğday tarlalarından geçip yüzlerine sıcak bir ferahlık getiriyordu. Sefa, ellerini cebine sokmuş, eski günlerdeki gibi hafifçe eğilerek konuşuyordu: “Biliyor musun Kerem,” dedi, sesinde hem bir gurur hem de ilk gençlik utangaçlığı vardı. “Ben nişanlandım ha!” Kerem kaşlarını kaldırdı, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm yeşerdi. “Öyle mi? Kiminle?” Sefa’nın yüzü bir anda ışıldadı “Köyün fındık gözlüsü Kiraz’la be! Mehmet Ağa’nın gızı. Adı gibi vallahi; hem tatlı hem inatçı. Ne zaman konuşsak ya gülüyo ya kızıyo... Ama o gülüşü var ya; insanın gönlündeki dumanı dağıdıveriyo resmen. Düğün yakında inşallah, şahitlik senindir.” Kerem, dostunun bu çocuksu sevincini dinlerken gözleri ufukta bir noktaya takılı kalmıştı. Sefa, onun bu dalgınlığını fark edip elini omzuna koydu. “Sen de bakma öyle uzaklara. Ne çok şey değişti be Kerem. Sen gideli köy sanki biraz daha büyüdü.” Kerem derin bir iç çekti. “Büyümek... Bazen insanın elinde olmadan, mecburiyetten yaptığı bir şeydir.” Uzaklardan gelen bir inek çanının sesi, aralarındaki sessizliği böldü. Sefa, bir anlık dalgınlıkla, sanki kelimeleri ağzından kaçırmış gibi söze girdi: “Ha, senin baban da şey... Neyse, boş ver şindi.” Kerem bir anda durdu. Bakışlarını Sefa’nın yüzüne kenetledi. “Babam da ne?” Sefa hemen gözlerini kaçırdı, dudakları huzursuzca gerildi. “Yok bir şey be sağdıç. İşte köyün işleri... Biliyon, herkesin ağzı torba değil ki büzesin. Sen yorgunsundur şindi, akşam Yusuf’u da alır uğrarım yanına. Oturur iki lafın belini kırarız, uzun uzun konuşuruz.” Kerem başını salladı. “Tamam, uğra. Hem seni hem o meşhur Kiraz’ı dinlerim.” Sefa gülerek birkaç adım geri gitti, eliyle selam çaktı. “Elim boş gelmem o zaman!” dedi neşeyle ve yolun öte yanına sapıp tozların içinde kayboldu. Kerem ise, dostunun arkasından bakarken, Sefa'nın yarım bıraktığı o cümlenin ağırlığını çoktan omuzlarında hissetmeye başlamıştı bile. Kerem, Sefa’nın tozlar içinde kaybolan sırtına bir süre öylece baktı. Havada asılı kalan o sarı bulut yavaşça dağılıp toprağa inerken, yol yeniden o amansız sessizliğine gömüldü. Ancak Sefa’nın ağzından kaçırdığı o yarım cümle, Kerem’in zihninde bir mermi çekirdeği gibi sekiyordu: “Senin baban da…” Kaşları çatıldı, omuzlarındaki yükün üzerine bir de bu belirsizliğin ağırlığı bindi. Adımları artık sadece yorgun değil, aynı zamanda tedirgindi. Köyün dar, kerpiç kokulu sokaklarından geçerken sanki duvarlar üzerine eğiliyor, her çatlakta gizli bir göz onu izliyordu. Nihayet o kapının önüne geldi. Kapı, bıraktığı gibi yerindeydi ama zamanın hırçın eli rengini çoktan söküp almıştı. Bir zamanlar simsiyah parlayan o gururlu demir, şimdi güneşin altında boynu bükük, mat bir griye dönmüştü. Kapıyı çevreleyen kerpiç duvarlar yer yer yarılmış, o yarıklardan arsız yabani otlar fışkırmıştı. Rüzgâr estikçe o otlar kuru duvara sürtünüyor, Kerem’in kulağına bir şeyleri ihbar eder gibi fısıldıyordu. Kerem durdu. Ellerine baktı; ne bir hediye vardı avuçlarında ne de dudaklarında neşeli bir selam. Sadece iki yıllık, kaskatı bir suskunluk taşımıştı yanında. Askerde olduğu süre boyunca babasından ne tek bir satır mektup gelmişti ne de bir ses. Oysa her fırsatta, umudunu bir kenara itip muharebe odasının kapısını aşındırmış, o her zamanki soruyu sormuştu: “Bir haber var mı?” Cevap hep aynı soğuklukta yankılanmıştı: “Yok be devrem, ses yok.” Şimdi o sessizlikle yüzleşme vaktiydi. Rüzgâr, terli ve yorgun gömleğini dalgalandırırken zihni kontrolsüzce geçmişe saptı. Bir an için kapı yeniden o eski, parlak siyahlığıyla açıldı... Siyah önlüğüyle küçük bir çocuk, neşeyle dışarı fırlayıp okul yoluna koştu. Hemen arkasından, yazmasını düzelterek çıkan o kadın belirdi: “Yavaş ol oğlum, düşeceksin şimdi!” Kadının sesinde dünyadaki tüm merhameti içinde barındıran o eşsiz yorgunluk vardı.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku