Nar Çiçeği Sokağı

Bölüm 3: Ne?

Yazar:

Nar Çiçeği Sokağı - Sevim Ogmenoglu kitap kapağı
Nar Çiçeği Sokağı kitap kapağı

Kapı çaldığında üzerimi düzelttim. Sanki onu beklemiyormuş gibi davranıyordum evdekilere ama hayır, tam da onu bekliyordum. Ben kapının arkasında öylece beklerken o dayanamayıp kapıyı tekrar çaldı. Artık açmam gerektiğinin farkına vardığımda hızlıca kapıyı açtım. Yine o yeşil gözleriyle gözlerime baktı. "Nasılsın bakalım güzellik, abin nerede?" "Yani Kaan abi, ben de bilmiyorum." "Kaan mı? Abi mi? Yani, aramızda pek de bir yaş yok sanki?" Hangi aptal sevdiği çocuğa abi derdi ki? O an yer yarılsa da içine girsem dedim. Gözlerimi kaçırdım. O ise hâlâ gülümsüyordu, sanki bilerek yapmışım gibi. "Abi ha?" dedi, başını hafif yana eğerek. "Demek beni öyle görüyorsun." "Yok ya, ağzımdan öylece çıktı," dedim. "Alışkanlık işte..." "Ne güzel alışkanlık ama," dedi alayla. Gözlerim hâlâ yerdeydi. Ayaklarımın ucuyla halıyı kazıyordum. O an nasıl olur da hem bu kadar utanır hem de bu kadar mutlu olabilirdim? "İçeri gelmeyecek misin?" diyebildim sonunda. "O kadar bekletildim, herhalde gelirim artık," diyerek içeri girdi. Yanımdan geçerken parfümü burnuma çarptı. Tanıdık bir koku. Hafif odunsu, ama keskin. Tam ona yakışan türden. Kapıyı kapatırken içimden geçirdim: Keşke az önceki saçmalığımı unutsa. Ya da... belki de unutmasa. "Annen nerde?" Dedi gözlerini devirip, "Abin, ablan?" "Sana ne?" Diyiverdim birden. "Ne kadar da vahşisin Bade." Gözlerimi devirdim. "Annem Narin ablalarda, ablam pazara çıktı, abimse birazdan işten gelecek " O ise salona doğru geçerken etrafa göz gezdirdi. Hâlâ aynıydı - hem rahat hem de biraz oyunbaz. Sanki bu eve daha önce defalarca gelmiş gibiydi. Oysa en son ne zaman geldiğini hatırlamıyordum bile. Belki de sadece bana öyle geliyordu... Ya da ben, onu her gün burada görmek istiyordum. "Demek ablan pazarda... Şimdi mutfakta olsaydı kesin bana göz süzerek bakardı," dedi, kanepeye otururken. "Hani şu 'senin burada ne işin var' bakışı." "Öyle bakmasının bir sebebi var," dedim, gülümsememi bastıramayarak. "Ne mesela? Yakışıklı olduğum için mi?" Gülmedim. Gülmeyeceğim dedim. Ama güldüm. Sinir bozucu şekilde kendinden emin olması hep böyleydı işte. Ama bugün farklıydı. Bugün onun gelişiyle içimde garip bir yerin kapısı aralanmış gibiydi. O gözlerini bana diktiğinde susmayı tercih ettim. Göz göze gelmek bile fazla geliyordu. Ama kaçamadım. "Bade," dedi birden, sesi daha yumuşak bir tona bürünmüştü. "Gerçekten iyisin değil mi?" Boğazım düğümlendi. O anın oyun olmadığını, kelimelerin arkasında bir samimiyet saklı olduğunu hissettim. Bu kadar ciddi sormasını beklemiyordum. Gözlerimi yere indirdim. "İyiyim," dedim yine. Ama bu kez sesim daha kısıktı. "Beni kandırma. Bakışların başka şey söylüyor." O an söylemek istediklerim, yutkunduğum kelimelere sıkıştı. "Ben... seni özledim," demek istedim ama sustum. "Bana bir kahve yapar mısın?" dedi, bakışlarını benden ayırmadan. Belki de benim söyleyemediklerimi o duymuştu. Belki de konuyu değiştiriyordu, ikimiz için de. "Nasıl istersin?" dedim, mutfağa doğru yürürken. "Sen nasıl içiyorsan, ben de öyle." Gülümsedim. Ne zamandır bu kadar basit bir cümle bu kadar çok şey anlatmamıştı? Mutfağa geçtim ama içim içimi yiyordu. Ne demek "Sen nasıl içiyorsan, ben de öyle?" Bu kadar mı kolaydı yani benimle aynı tadı sevmek? Bu kadar mı kolaydı beni çözmek? Kahveyi hazırlarken seslendim: "Şekerli mi istiyordun, yoksa senden başkası tatlı olamaz diye şekeri bırakalı yıllar mı oldu?" Kaan kahkaha attı salondan. "Kesinlikle böyle sert başlamamıştık biz bu güne..." "Sen beni tanımıyorsun Kaan," dedim, kahveyi karıştırırken. "Ben sabah başka, akşam bambaşka olurum. Gün batımında da kimse beni tanıyamaz." Mutfağın kapısında beliriverdi, omzunu kapı pervazına yaslamış, başını eğmiş beni izliyordu. "Yani diyorsun ki... ruh halin kadar kahve kıvamın da değişken?" "Hayır, onu demiyorum," dedim, bardağı tezgâha koyarken. "Kahve bile senden daha kararlı Kaan." Yüzüme bakarak gülümsedi. "Vay be... resmen dalga geçiyorsun benimle." "Kibarlaştırma, taş gibi laf yiyorsun şu an." Yanıma geldi, kahveyi aldı. "Ban…

Bölümün tamamını WritePad'de oku