Bölüm 2: Bade'm Gözlü
Yazar: Sevim Ogmenoglu

"Daralıyorum, Bade!" diye seslendi annem, sesi mutfağın camından usulca sızdı içeri. Kitabım elimde donakaldım. Rüzgarın sayfaları hafifçe kıpırdattığı o sessiz öğle vakti bozuldu bir anda. Başımı kaldırıp baktım. "Niye?" dedim, gözlerimi kısıp ona doğru yürüyerek. "Bilmiyorum... bilmiyorum işte," dedi, sanki o da ne dediğini tam bilmiyordu. Aynı ses tonu, aynı yüz ifadesi... çocukken de böyle yapardı. Bir şeylere sinirlenip dururdu ama asıl mesele hiçbir zaman söylediği şey olmazdı. "Yine ne oldu anne?" dedim, artık alıştığım o iç çekişle. "Neden sıkıldın gene?" "Çalışmıyor şu radyo," dedi, parmağıyla mutfağın köşesindeki eski radyoyu işaret etti. "Çekmiyor artık." "Olabilir," dedim. Sanki birazcık daha eski zamanları hatırlattığı için bozulmuş gibiydi. "Ne kadar da umursamazsın sen," dedi. Ama içinde öfke değil, hafif bir sitem vardı bu kez. Derin bir nefes çektim, nefesimle birlikte çocukluğumdan kalma bir anı da içime doldu sanki. "Ben dışarı çıkıyorum," dedim. "Nereye?" diye sordu, arkamdan seslenerek. "Çiçekleri sulayacağım..." Annem hiçbir şey demedi. Bahçeye çıkıp yine hiçbir şey yapmadan çardağa oturdum. Maksat çiçek falan sulamak da değildi biraz vakit geçirmek istiyordum sadece. Ablam Nazlı ve Abim Mete de bahçedeki çardakta oturuyorlardı. Ablam yüzümün asık olduğunu görünce şefkatli bir tınıyla elini çeneme koydu. "İyi misin nar çiçeği güzel? İlgilenmedin bugün çiçeklerinle." "İstemiyorum. Huzursuzum." "E sen hep öylesin ve yavrum!" Diye esprisel şekilde atladı abim lafa. Bir şeye de karışmasa olmazdı zaten. Abilerin yegane görevi zaten bu değil miydi? Rastgele olaylarda rastgele şakalar yapmak. Ben yine abime somurtunca abim bıkkınlıkla bana baktı. "Seni de bir mutlu edemiyoruz." "Edemezsiniz zaten. Beni mutlu edecek tek şey Ka.." Son sözümü yutmuş olsam da abim beni tekrarladı. "Seni mutlu edecek tek şey Ka..?" Kaşlarını çattı. "Ka kim? Ne?" "Karadut." Diye atladı ablam. Ben de, abim de, şaşkınca ablama baktık. "Ne karadutu be?" Abim bunu bana bakarak imalı imalı söylerken Nazlı ise göz devirdi. "Karadut işte." Mete güldü. "Bade karadut sevmez ki." "Sana mı soracak kız neyi sevip sevmediğini Mete?" "Of yeter, tamam!" Diye bağırdım. "Of yeter, tamam!" diye bağırdıktan sonra bir sessizlik çöktü üzerimize. Bahçedeki rüzgar, dalların arasında gezinen bir çocuk gibi hışırtılar bırakarak geçti. Ablam sessizce elini çekti çenemin altından, gözlerini kaçırdı. Abim yere bir çakıl taşı fırlattı, sesi toprağa değdiğinde bile anlam yüklüydü. Ben başımı kaldırıp çardağın hemen arkasındaki nar çiçeklerine baktım. Çiçekleri tam da şimdi, bu vakitlerde açardı. Kırmızı, turuncuya çalan o renkleriyle her bahar gelişini haber verir gibi olurdu. Her yıl ilk nar çiçeğini gören dilek tutardı bu evde. Bir gelenekti. Ama bu yıl kimse dilek dilemedi. Belki de herkes çoktan vazgeçmişti dileklerden. Nar çiçekleri bana hep annemin gençliğini hatırlatırdı. Bir keresinde, ben yedi yaşındayken, annem sabahın köründe bahçeye çıkıp nar ağacının altına oturmuştu. Sessizce ağlıyordu. O zaman anlamamıştım nedenini. Şimdi anlıyorum. Bazı şeyler sadece yıllar sonra anlam kazanıyor. "Ben o karadutla ilgili değilim," dedim. Sessizce. "Sadece... içim daralıyor, tıpkı annem gibi. Nar çiçeklerini bekliyordum bu yıl. Ama onlar bile çıkmakta geç kaldı sanki." Nazlı kımıldandı. "Çıkacaklar. Belki de bu yıl biraz daha dikkatli bakmamız gerekiyordur. Hani küçükken sen ilk gördüğünde ağlamıştın ya?" "Çünkü renkleri çok güzel diye," dedim gülümseyerek. "Hayır. Çünkü dileğin olmuştu." Sessizlik yeniden çöktü. Bu defa huzurlu değil, biraz tedirgin. Mete kalktı, çardağın direğine yaslandı. "O nar ağacı... çok eski. Belki de bu yıl son yılıdır." İçim titredi. "Hayır. O ağacın bir dalı bile kırılsa... annem yıkılır. Ben de yıkılırım." Nazlı ayağa kalktı. Gözlerini kısıp ağaca baktı. "Belki de bu yılki dilekleri biz değil, o dilemeli. Annem." Tam o anda annemin sesi yine mutfak camından süzüldü: "Bade... nar çiçekleri açmış mı?" Yerimden fırladım. Sanki bir mucize ol…