namlunun ucundaki güven

Barut Kokulu Romantizm Ve Katil Zamanlamalar

Yazar:

namlunun ucundaki güven - Zedu kitap kapağı
namlunun ucundaki güven kitap kapağı

5. Bölüm: Barut Kokulu Romantizm ve Katil Zamanlamalar O kanlı konsey gecesinin, babamın ve amcamın hain ortaklığının üzerinden tam üç ay geçmişti. Üç koca ay. Yeraltı dünyası tarihinin en büyük temizliğini görmüştü. Kırımlı İmparatorluğu'na göz diken, beni o magazin haberleriyle, pusu planlarıyla bitirmeye çalışan kim varsa tek tek avlamıştık. Babam ve amcam mı? Şu an nerede olduklarını sadece derin denizlerdeki balıklar ve benim infaz ekibim biliyordu. Güç artık tamamen benim ellerimdeydi. Ben, Eda Kırımlı, bu şehrin tek ve mutlak kraliçesiydim. Tabii, dışarıya karşı böyleydim. İş, odamın kapıları kapanıp da korumamla baş başa kaldığım ana gelince, o acımasız mafya lideri tıkır tıkır işleyen profesyonel beynini kaybediyordu. Yaralarım tamamen iyileşmişti. Akşamüstü, holdingdeki yoğun toplantı trafiğinden sonra malikanedeki çalışma odama geçmiş, üzerimdeki o resmi, boğucu ceketi fırlatıp atmıştım. Demir de hemen arkamdan içeri girdi. Kapıyı kilitlediğinde odadaki hava birden o bildiğim, her saniye bizi eriten yoğun elektriğe büründü. Üç aydır süren o tehlikeli, kaçamak bakışlar, gizli dokunuşlar artık sabrımızın son sınırındaydı. Demir, üzerindeki siyah takım elbisenin ceketini ağır hareketlerle çıkardı, koltuğun kenarına bıraktı. Gömleğinin üst iki düğmesini gevşetirken gözleri doğrudan benim üzerimdeydi. O her zamanki sert, ödün vermez bordo bereli gitmiş, yerine gözleriyle beni ateşe veren bir adam gelmişti. Aramızdaki o çekim artık utancı falan çoktan aşmıştı; resmen delirmek üzereydik. Yavaşça bana doğru yürüdü. Adımları o kadar emin, o kadar ağırdı ki kalbimin göğüs kafesimi delip çıkacağını sandım. Masanın arkasından çıkıp ona doğru bir adım attığımda, büyük ve sıcak elleri belimi buldu. Beni tek bir hamlede kendine doğru çektiğinde sırtım masanın kenarına yaslandı. Kokusu, o odunsu ve erkeksi parfüm yine bütün benliğimi ele geçirmişti. "Üç aydır," diye fısıldadı Demir, sesi o kadar boğuk ve derinden geliyordu ki içim titredi. "Üç aydır seni öpmemek için her gün kendimle savaş veriyorum Eda. Ama bitti. Bu duvarlar da bitti, protokoller de." Yüzü yüzüme yaklaştı. Sıcak nefesi dudaklarıma çarpıyordu. Gözlerimi hafifçe kapattım, hayatımda ilk defa her şeyi unutup kendimi bu adamın kollarına bırakacaktım ki... ÇAT! Odanın çift kanatlı, kilitli olduğunu sandığımız masif ahşap kapısı, sanki arkasında bir koçbaşı varmış gibi büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı. Selim, elinde bir tomar evrakla, nefes nefese içeri daldı. "Eda Hanım! Çok acil, limandaki gümrük müdürü rüşveti az bulmuş, tırları bağlatıyo—" Selim’in cümlesi, Demir’in beni hala belimden tuttuğu, yüzlerimizin arasında milimlerin kaldığı o pozisyonu görmesiyle havada asılı kaldı. Selim’in gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. O an Demir’in içinden çıkan o canavar, yeraltının en acımasız tetikçilerini bile diz çöktürecek cinstendi. Demir, beni yavaşça arkasına alıp Selim’e doğru öyle bir döndü ki, odadaki ipek perdeler bile korkudan titredi. Yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu, boynundaki damarlar fırlamıştı. "Ulan Selim!" diye kükredi Demir. Ses tonu o kadar yüksekti ki revir katındaki hastalar bile ayaklanmıştır kesin. "Seni sülalenden başlar, o rüşvetçi gümrük müdürünün yedi ceddinden çıkarım! Senin o gümrük tırlarını alır, senin... Neyse! Siktir git lan odadan! Çık dışarı, ecdadını siktiğimin adamı, çık!" Hayatımda Demir'den tek bir argo kelime duymamıştım, adam resmen profesyonel küfürbaz çıkmıştı. Selim korkudan kağıtları havaya fırlatarak arkasına bile bakmadan kaçtı, kapıyı da arkasından çarparak kapattı. Ben şok içinde Demir’e bakarken, o derin bir nefes alıp saçlarını geriye doğru taradı. Sinirden gülüyordu. Bana döndü, gözlerindeki o öfkeli ama hala beni isteyen bakışla tekrar belimden yakaladı. "Nerede kalmıştık?" dedi, sesini sakinleştirmeye çalışarak. "Bu kez kimse bölemeyecek." Tekrar yaklaştı. Dudakları dudaklarıma değmek üzereydi, o inanılmaz sıcaklığı tam hissetmeye başlamıştım ki... DIIIRRRRR! DIIIRRRRR! Demir’in pantolonunun cebindeki o ş…

Bölümün tamamını WritePad'de oku