namlunun ucundaki güven

Geçmişin Kırıkları Ve Siyah İpek

Yazar:

namlunun ucundaki güven - Zedu kitap kapağı
namlunun ucundaki güven kitap kapağı

3. Bölüm: Geçmişin Kırıkları ve Siyah İpek Gözlerimi açtığımda tavanı kaplayan o tanıdık, ağır beyazlık bana nerede olduğumu hemen hatırlattı: Kırımlı malikanesinin revir katı. Vücudumdaki sargılar tenimi geriyor, kaburgamdaki ve omzumdaki yaralar her nefesimde derin bir sızıyla varlığını hatırlatıyordu. Ancak fiziksel acı, yeraltı dünyasında büyümüş bir kadın için katlanılamaz bir şey değildi. Beni asıl sarsan, uyandığım an baş ucumda bulduğum o çelikten gölgeydi. Demir, bir sandalyede, sırtı dik ve gözleri doğrudan üzerimde olacak şekilde oturuyordu. Gözlerinin altındaki koyu halkalar ve üzerindeki hafif kırışmış gömlek, saatlerdir, belki de günlerdir tek bir an bile uyumadığının kanıtıydi. Ben kıpırdanınca bakışlarındaki o her zamanki profesyonel, donuk ifade anlık bir dalgalanmayla sarsıldı. O karanlık gözlerde ilk defa resmiyetin ötesinde, saf ve derin bir rahatlama gördüm. Hatta... Sadece bir korumanın hedefine duyacağı cinsten değil, çok daha kişisel, çok daha yoğun bir ilgiydi bu. Beni vurduklarında adımı haykırışı kulaklarımda çınladı. Eda . Onun bana böyle bakması, içimde hiç bilmediğim bir yerlerin titremesine neden oldu. Hayatım boyunca itaat, korku ya da nefret dolu bakışlara alışkındım. Bir erkeğin bana sadece "ben" olduğum için, canım yandığı için bu kadar derinden bakması göğüs kafesimi daralttı. Yanaklarımın hafifçe ısındığını, içime bir utancın sızdığını hissettim. Ben Eda Kırımlı’ydım; kimsenin önünde kızarmaz, kimsenin bakışından kaçmazdım. Ama Demir’in o aşılmaz duvarlarının ardındaki bu ani yumuşama, beni savunmasız yakalamıştı. Aramızda, adı konulmamış ama baruttan daha hızlı alev alabilecek tehlikeli bir çekim, sessiz bir elektriklenme vardı. "Uyanmanızı bekliyordum, Eda Hanım," dedi. Sesi o eski tok ve mesafeli tonuna geri dönmüştü ama gözleri hala yüzümün her detayını santim santim inceliyordu. O "hanımefendi" hitabı, artık ikimizin arasında sadece yapay bir köprü gibi duruyordu. "Ne kadar uyudum?" diye sordum, sesimin pürüzsüz çıkmasına gayret ederek. "Otuz altı saat. Kurşunlar temizlendi, hayati bir hasar yok. Sadece dinlenmeniz gerekiyor." Tekrar eski koruma moduna dönmek ister gibi boğazını temizledi. "Sizi koruyamadım. Protokolü ihlal ettim. Benim hatam." "Saçmalama," dedim, yatakta hafifçe doğrulmaya çalışırken. Acıyla dişlerimi sıktım. Demir refleksle öne doğru hamle yaptı, eli neredeyse omzuma uzanacaktı ki, aramızdaki o görünmez çizgiyi hatırlayıp havada durdu. Elinin sıcaklığını mesafeye rağmen hissetmiştim. Bakışlarımı kaçırarak, "Sen olmasan o limandan cesedim çıkardı Demir. İşini fazlasıyla iyi yaptın," diye ekledim. İki gün sonra, acım hafiflediğinde odamda biraz hava almak istedim. Demir, doktorun tüm itirazlarına rağmen beni tamamen yalnız bırakmayı reddettiği için balkon kapısının hemen dışında, koridorda nöbetteydi. Bahçeden gelen iğde kokularını içime çekmek için pencereye doğru yürürken, komodinin üzerindeki antika, gümüş çerçeveli aynaya gözüm ilişti. Aynanın yansımasında, arkamdaki dolabın açık kapısından sarkan siyah, ipek bir şal gördüm. Sıradan bir kumaş parçasıydı. Ama zihnim o rengi ve dokuyu algıladığı an, odadaki hava aniden buz kesti. Kulaklarımda uğultulu bir ses yükseldi, boğazım düğümlendi. O ipek kumaş, hafızamın en karanlık dehlizindeki kilidi acımasızca patlattı. Gözlerim karardı, zemin ayaklarımın altından kaydı ve ben acı dolu bir hızla geçmişin o kanlı gününe ışınlandım. On bir yaşındaydım. Evin bodrum katındaki o karanlık, rutubetli odada saklanıyordum. Yukarıdan gelen acı çığlıklar, kırılan cam sesleri ve amcam Tarık’ın o çiğ, kibirli kahkahası duvarları dövüyordu. Annem beni o odaya kilitlerken boynundaki siyah ipek şalı çözüp elime tutuşturmuştu. "Sakın sesini çıkarma Eda, ne olursa olsun çıkma," demişti. Elindeki o şal sıcaktı, annemin kokuyordu. Sonra bir silah patladı. Ardından bir tane daha. O siyah ipek şal, annemin kanıyla boyanırken ben parmaklarımı ağzıma bastırmış, çığlıklarımı yutmuştum. Karanlık oda üzerime yıkılıyordu, nefes alamıyordum... "Eda!…

Bölümün tamamını WritePad'de oku