Duvarların Ardında
Yazar: Derin🍀

Boynumdaki kablo nefesimi tamamen kesmek üzereydi, ciğerlerim son bir umutla havaya çırpınıyordu. Tam her şeyin bittiğini düşündüğüm, bilincimi tamamen karanlığa teslim edeceğim o son salisede... Odadaki gün ışığı aniden yarıldı. Kapı büyük bir gürültüyle sonuna kadar açıldı. İçeri fırlayan uzun boylu siluet, saliseler içinde üzerimize çullandı. Boynumdaki o ölümcül baskı bir anda ortadan kalktı. Kabloyu tutan o çelik gibi eller, arkamdaki adamın bileklerini muazzam bir hızla kavramıştı. Kendimi yerde bulup öksürerek nefes almaya çalışırken, gözlerimi zar zor aralayıp karşımda dönen mücadeleye baktım. Gelen adam, o darmadağınık gece karası dalgalı saçları ve mermer gibi sert, köşeli çene hattıyla adeta gölgelerden fırlamış gibi duruyordu. Siyah ceketinin altındaki siyah gömleğinin düğmeleri hafifçe aralanmıştı. İnanılmaz bir güce sahipti ama hastaya vurmadı, ona hiçbir şekilde zarar vermeye çalışmadı. Çünkü onun zihinsel olarak rahatsız, kontrolsüz bir hasta olduğunu biliyordu. Çok daha profesyonel ve kontrollü bir hamle yaptı. Hızla hastanın arkasına geçti. Adamın kör bir öfkeyle savrulan kollarını tek bir hamlede yakalayıp arkasında birleştirdi. Hastayı arkadan sımsıkı kavrayarak kollarını kilitledi. Gözü dönmüş hasta, bu kırılmaz tutuş karşısında öfkeyle homurdanarak delice çırpınmaya, adamın kollarının arasında kurtulmak için debelenmeye başladı. Ancak arkasındaki o heykelsi gücü milim bile sarsamıyordu. İkisinin düzensiz, hırıltılı nefes sesleri aydınlık odanın duvarlarında yankılanırken, boynumu tutarak doğrulmaya çalıştım. Adam hastayı tamamen sabitlemişti ama gözleri bir saniyeliğine yerdeki bana kaydı. Selin koşarak odadan içeri daldığında, arkasında nefes nefese kalmış iki hemşire belirdi. Selin yerdeki cam kırıklarını ve boynumdaki izleri gördüğü an çığlık atmamak için elini ağzına götürdü. Hemşirelerden biri zaman kaybetmeden cebinden çıkardığı şırıngayı hazırladı. Kollarının arasında delice çırpınan hastayı sımsıkı tutan o siyah ceketli adam, hamle yapması için hemşireye alan açtı. Hemşire, iğneyi hastanın omzuna hızlıca sapladı. İlacın etkisi saniyeler içinde kendini gösterdi. Hastanın delice çırpınan bedeni yavaş yavaş gevşedi, homurtuları kesildi ve başı öne doğru düştü an, darmadağınık siyah saçlı o gizemli adam, kollarının arasında tamamen bilincini kaybeden hastayı tek bir hamlede, adeta hiç zorlanmadan kucağına aldı. Güçlü adımlarla yatağa doğru yürüdü ve adamı dikkatlice dağınık çarşafların üzerine bıraktı. Üzerini örterken gözleri bir an bile yerdeki bana kaymadı; sanki orada hiç yokmuşum gibi soğuk ve profesyoneldi. Derin! Tanrım, iyi misin? Selin panik içinde yanıma çöküp kollarımı kavradı. Gözleri korkudan fal taşı gibi açılmıştı, elleri titriyordu. Boynumdaki şerit halindeki ezik izlerine bakarken gözleri doldu. "Sana buraya gelmememiz gerektiğini söylemiştim! Yürü, hemen çıkıyoruz buradan," diyerek beni koltuk altlarımdan kavrayıp yerdeki cam kırıklarının arasından ayağa kaldırdı. Bedenimdeki tüm güç çekilmiş gibiydi, ayaklarım yere sağlam basmıyordu. Selin ağırlığımı kendi üzerine alarak beni kapıya doğru yönlendirirken, başımı hafifçe omzumun üzerinden geriye doğru çevirdim. O siyah gömlekli adam, arkası bize dönük bir şekilde yatağın başında dikilmiş, uyuyan hastayı süzüyordu. Selin beni o aydınlık ama cehennemden farksız odadan hızla dışarıya çıkardı. Gri koridorun soğuk havası yüzüme çarparken, arkamızdaki 177 numaralı kapı büyük bir gürültüyle kapandı. Selin, neredeyse tüm ağırlığımı kendi üzerine almış bir şekilde beni çıkışa doğru yönlendiriyordu. Bacaklarımın bağı çözülmüş gibiydi ama adımlarımı onun temposuna uydurmaya zorladım. Çok geçmeden hastanenin o basık, dezenfektan kokulu koridorlarından sıyrılıp bahçenin serin ve aydınlık havasına çıktık. Bahçedeki büyük çınarın gölgesine ulaştığımızda Selin beni yavaşça ahşap banklardan birine oturttu. Kendisi de yanıma çöküp ellerimi kavradı. Yüzü hâlâ kireç gibiydi. Gerçekten aklım çıktı Derin," dedi, sesi titreyerek. "Alaz'la tam başhekimliğin…