2| KIZIL HAYALETİN YANSIMASI 𓆩𓆪
Yazar: Neravale

Herkese merhabalar, ilmek ilmek kurguladığım yeni bölümümüze hoş geldiniz. Eminim ki oylarınızı ve yorumlarınızı esirgemeyeceksiniz (Okurlarından emin yazar emojisi) Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayalım 𐙚 Keyifle okuyunnnn!!! 𓂀 2| KIZIL HAYALETİN YANSIMASI 𓆩𓆪 9 Mayıs 2025. BAE. Abu Dabi. Aşk üzerine zehir sürülmüş hançerdi. Gözü kapalı verirsen güvenilmemesi gereken birine ya seni yaralar, ya kendini zehirlerdi. Absentinin üzerine birkaç damla su damlatıp baygın gözleriyle aynı renk sıvıyı izledi. Bardağa düşen her damla su kafasını ayık tutmak içindi ve adam bundan nefret ediyordu. Gerçekliğe dönmeyi, kafasının en ucra köşesinde yarattığı yerden ayrılmayı hiç sevmiyordu ama bu gece, cehennem alevlerinin ışığından gündüz sanılacak kadar aydınlık bir gecede uyanık olmalıydı. Her an şeytanın onun için attığı zarlar aleyhine dönebilir ya da tam tersi olabilirdi. İki ihtimal de görülmeye değerdi. İçkisinden büyük bir yudum alıp oturduğu koltukta arkasına yaslandı ve gözlerini kapattı. "Sarah'ı bulabildiniz mi?" Çalışma masasının önünde oturan kendisinden iki yaş küçük kardeşi gerildi. Bulundukları topraklarda taş taş üstünde durmazken ve tüm bu kargaşanın sebebi abisinin kendisiyken nasıl içecek kadar sakin olabiliyordu anlamış değildi. "Hayır." dedi parmağındaki yüzükle anlamsızca oynadığı sırada. "Bakmadığımız yer kalmadı, ülke bu haldeyken nereye gidebilir, anlamış değilim, saklandı diyeceğim ama öyle bir kız değil, korkmaz bile, eminim ki bir yerlerden çıkacak, kendi bulunmak istemiyordur." "Umarım." dedi adam. Umarım ortadan kaybolman için büyük bir sebep vardır güzel kızım. Yoksa şayet, babası savaştayken o saklanmış veya kaçmışsa canına mal olabilecek bir ceza alması gerekecekti. "Peki ya diğerleri?" "İshak Abu Dabi'yi kuşatan askerlerle beraber, yani en azından onlar öyle sanıyor." dedi. İshak adamın en büyük oğlu, ilk varisiydi ama adam koca ülkeyi yönetebilecek güce sahipken kendi oğluyla başedemiyordu. Annesi öldükten sonra okumak bahanesiyle ülkeden çıkmıştı ve bugün bile geri dönmemişti. Liderin öz oğlunun katılmadığı savaşa askerler kendi isteğiyle girmezdi. Bu yüzden askerlerin içine İshak'a benzeyen bir adam yerleştirmişlerdi. "Lubna ve Aris mahzende, başlarında en güçlü askerlerden biri duruyor, iyice tembihledim, işler ters giderse gerekeni yapacak." Lubna üçüncü eşiydi adamın. On üç yaşındaki oğlu Aris ve henüz doğmamış sekiz aylık oğullarıyla beraber güvendeydi. Onun da saçları diğer iki eşinin saçları gibi kızıldı. İsmini beyaz teninden almıştı ve adamın diğer iki eşinden farklı olarak yaşıyordu. Şimdilik. Zira başlarının üzerinde duran asker onları korumaktan ziyade savaş kapıya kadar ilerlerse düşmanlardan önce öldürmesi için oradaydı. "Askerlerden bazılarının firar ettiğini duydum." dedi adam umursamazca. Yeniden içkisine yönelmiş, bir yudum daha almıştı. "Nereye kaçtıklarını biliyor musun?" "Hayır." dedi kardeşi omuz silkerek. "Nereye kaçtıkları bilinmiyor ama ülkeden çıkmadıkları kesin." Parmağındaki yüzüğü çıkarmış, masanın üzerinde döndürüyordu. "Bazıları denilecek kadar fazla değiller, sadece yirmi kişi." "Cezasını almamış bir kişi bin yeni günahkar yaratır." Şöminenin çıtırdadığı sıcacık odada bile buz tutan ellerini birbirine sürtüp ayaklandı. Sakin adımlarla odasının tamamen camdan ibaret duvarına ilerlediğinde kardeşi ne yapması gerektiğini anladı. Doğrulup onun yanına gitti ve koyu yeşillerini diktiği paramparça arazilere baktı. Buradan emirliğin büyük kısmı gözüküyordu. Savaştan geriye kalan, yanmakta olan veya çoktan sönmüş evler, her birinin üzerinden tüten dumanlar ve aralarında camla beraber kilometreler olmasına rağmen duyulan hayali kan kokusu. Yedi emirlikten birinin henüz sabah olmadan boyun eğeceği ortadaydı. "Bu kadar vahşete değer mi bilmiyorum, İmran." dedi kardeşi bakışlarını yıkım emarelerinden ayırmadan. "Güç denilen şey bu mu onu da bilmiyorum, bildiğim tek şey üzerimize çok günah aldığımız, gerçi neden söylüyorum onu da bilmiyorum, geri dönüşü yok artık." Cebinden sigara…