MUMYA

Her şey bir rüya olsa

Yazar:

MUMYA – Hacer Kübra Gümüş kitap kapağı
MUMYA – Hacer Kübra Gümüş kitap kapağı

🧡 Akhe ile şehre giriş yaptığımızda çöl üzerinde inşa edilen bu yerin mücevherat gibi bir şey olduğunu düşünüyordum. İlkel yapılara ve eski insanlara rağmen hiçliğin ortasında nasıl da var olabiliyordu. İnsanların tenleri yanık, erkekler kadınlara göre daha çok giyiniyor, kadınlar ise tuhaf bir şekilde kendi saçlarını değil de peruk kullanıyorlardı. Evcil hayvan figürü bizim zamanımıza göre çok farklı, daha vahşi ve daha olağanüstüydü. Bir aslanın tasması varsa bu evcil hayvan anlamına geliyordu. Ve timsahlar. Benim zamanımda akvaryumda en fazla Japon balığı beslenirdi ancak Antik Mısır dendi mi akla her türlü şey gelmeliydi. Nil'den tutulup getirilen timsahlar onlara göre akvaryum olan yapay su birikintilerinde hapsedilmiş, kuyruklarından bağlanarak bir yere kaçmaları engellenmişti. Hepsi bununla da kalmıyordu. Bu zamanda epey popüler olan bir diğer şeyse köle uygulamasıydı. Kulakları kesik ve ayakları çıplak insanlar genelde köleydi. Onları görünce direkt tanıyorsunuz çünkü tenleri diğerlerine göre çok daha koyu oluyor. Siyaha yakın ya da yanmaktan koyu kahve olan bu zavallı insanların değil durup dinlenmek oturmaya bile hakları yoktu. Efendileri işlerini halledene dek güneşin kızgın ışıkları altında beklemek zorundalardı. Çoğusunun üstünde bir parça bez ya da ağaç yapraklarından yapılma giysiler vardı. Tek bir yerleri örtülüyordu, onun dışında kalan vücutları ise tamamen çıplaktı. Bunların yanında daha güzel şeyler de vardı elbette. Antik Mısır baharat dendi mi akla gelenlerdendi hiç şüphesiz. Özellikle makyaj malzemeleri konusunda çok ileriydiler. Ruj için kullandıkları kırmızı boya ve göz için kullandıkları siyah boya bizim zamanımıza göre bile oldukça kaliteliydi. Elbette tüm bunları hemen görmedim. Şehrin içine karışmadan evvel Akhe beni daha dışarıda kalan küçük tuhafiye gibi bir yere götürdü. "Neden buraya geldik Akhe?" "Şşşt!" İşaret parmağı ile dudaklarını kapatırken susmamı mı istemişti yoksa yanlış bir kelime mi kullanmıştım? "İsmimi etrafta söylememelisin. Eğer duyarlarsa seni de beni de öldürürler. Unutma, ben zaten öldürülüp mumyalanmış biriyim. Ve hayatta olmamalıyım." Akhe başına geçirdiği bez ile yüzünü gizlerken kumaşlardan birini bana doğru tuttu. Kendini gizliyordu anladım. Ve mantıken de böyle olmalıydı. Ben de diri diri mumyalansam ve biri beni uyandırsa ben de kendimi gizlerdim. O halde bir süre Akhe ismini sesli kullanmayacaktım. "Onu anladım da sen binlerce yıldan gelip nasıl hatırlıyorsun tüm bu şeyleri?" Fısıltı ile sorduğumda diğer kumaşları da inceliyordum. "Sen diri diri gömülsen unutur muydun? Hatıralar silinir ama hissettirdiği duyguları asla yok olmaz." Diri diri gömülmemiştim daha önce ve hatırlayıp hatırlamayacağım konusunda bir fikrim yoktu ancak Akhe hatırlıyorsa demek ki hatırlanıyordu. Satıcı bana ve kıyafetlerime tuhaf tuhaf bakarken "Peki ne gibi bir planın var? Yani mesela bu satıcı bizi anlamıyor mu da açıkça konuşuyoruz böyle?" diye sordum. "Sanmam. Kendisinin hem kulakları duymaz hem de konuşamaz. Bunca asırdan sonra hâlâ olduğu yerde durması da epey şaşırtıcı. Gerçi aslında pek bir zaman geçmedi. Yani benim mumyalanmamın üstünden takriben bir sene bile olmamış olması lazım." "Ciddi misin?" "Hadi ince ayrıntılara takılmayı bırakıp oyalanma da bir kumaş seç kendine. Sana bir kıyafet hazırlanmalı. Firavun'un adamları çoktan şehre girdiğinin farkına varmışlardır. O bizi bulmadan biz onu ziyaret etmeliyiz. Bu şehirde yaşaman için ona takdim edilmelisin." "Ne Firavun mu? İyi de neden? Bizim zamanımızda biri şehre geldiğinde illa Cumhurbaşkanı ile görüşmek zorunda değil?" Gri kumaşı elimde tutarken şaşkınlıkla yüzüne baktım. "O sizin zamanınız. Burada kurallar böyle işliyor. Şehrin sahibi olan Firavun, içeri giren kuş dahi olsa bilmek zorunda." "Peki hangi vasıfla Firavun'la konuşacağım? Ona lanetli bir mumyadan dolayı zaman atladım desem ne der bana? Timsahlardan timsah beğen falan mı?" "Endişelenme oraları düşündüm ben. Komşu ülkenin elçisi olarak gelmiş olacaksın. Binlerce yıl tıkı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku