MUMYA

Kristal şehir

Yazar:

MUMYA – Hacer Kübra Gümüş kitap kapağı
MUMYA – Hacer Kübra Gümüş kitap kapağı

Çölün asla bitmeyeceğini düşünüyordum. Böylesi bir sıcağa yerli halkın uyum sağlaması gerçekten takdire şayandı çünkü geldiğimiz dönem zamanda o kadar geriydi ki, serinletici klimalar ve gölgeliklerden eser yoktu. Elimle havalandırıp yüzüme yelpaze hareketi yapsam da kuru sıcak havadan başkası gelmiyordu. "Bu uçsuz bucaksız çölde ne arıyoruz bilmiyorum ama her şeyin bir açıklaması vardır. Mantıklı bir açıklaması olduğuna eminim. Mutlaka olmalı, neden bu çölden başladı macera? Direkt şehirden değil de neden bu kuru kum yığını içinden? Yoksa bir şekilde bizim müzenin bulunduğu yer asırlar önce burası mıydı? Yok canım, İstanbul neresi Mısır neresi." Ayaklarım kuma iyice batarken onun beni dinlediğini hiç sanmıyordum. Elini gözüne gölge yapmak için koydu ve ileride bir yeri inceledi. "Beni dinliyor musun sen?" "Yo." "Hayır mı? Tabii sen halinden memnunsun, bir rüya ürünü olmak o kadar önemli değil. Ama ben rüyayı bizzat gören kişiyim tamam mı?" Elini gözünden indirerek bana baktı. Sonra da acınası bir şekilde gülerek "Sen buna rüya demeye devam et bakalım. Firavunu görünce ne diyeceksin?" diye sordu. "Firavun mu?" Yutkunarak sorduğumda korku ile dolmuştu içim. Zira Antik Mısır firavunlarının pek de kibar olmadığını biliyordum. Timsahlara yem yapılan köleler, aslan kafesleri içinde eğlence malzemesi yapılan çocuklar, böceklere yem yapılan hizmetçiler, havalandırma yapması için sürekli elindeki hurma dalını sallayan görevliler ve daha nicesi. Gergince yutkunup Akhe'ye baktığımda endişelendiğimi anlamıştı. "Ayrıca aklında tutman gereken başka şeyler de var," dedi bana doğru bir adım atarak. "Bok böcekleri, kediler ve kurtlar bunlara dikkat etsen iyi olur." "Sebep?" "Antik Mısır'da onlara tapıyorlar da o yüzden. Kutsal saydıkları herhangi bir şeyin de hafife alınmasına izin vermeyeceklerdir. Olur da bir şekilde bu hallerini saçma görüp dile getirmek istersen diyorum." "Ci-ciddi misin?" "Tepkilerini neden bu kadar keskin veriyorsun? Sanki Antik Mısır'ı bilmiyorsun. Lahitin içine oldukça sesin geliyordu oysaki." Son cümlesini imalı bir ses tonu ile söylemesi başka defterlerden bahsettiğini ifade etse de fazla takılmadım ve yerde yürüyen böceğe bakarak "Nasıl bir böceğe taparlar aklım almıyor," dedim. Tabii ki de Antik Mısır'daki olan biteni biliyordum ama bilmekle yaşamak aynı olmuyordu. İnsanın aklı kabul etmiyordu bir kere. Kitaplarda yazan her şeyi de benimsemek nasıl mümkün olabilir ki? Gidip görünce, direkt yaşayınca daha da etkili oluyor. Şimdi ben, böyle bir yerde nasıl davranacağım? "Benim de aklım almıyor inan ki. Bence," dedi derin bir nefes alarak. "Her şeyin yaratıcısı tek bir ilahtır. O ki, üstünde yürüdüğümüz kumu da gökteki parlaklık veren güneşi de esen rüzgârı da yaratandır. Seni, beni ve hatta tüm zaman ve mekânı da... O kişi..." "Allah." Başını bana çevirirken güneşten gözlerini kısıyordu. Kıvırcık saçları çöl rüzgârının etkisi ile savrulurken bakışlarımız birbirine kenetlendi. Bu, çok eskiden birbirine aşina olan iki ruhun hiç ummadıkları bir mekânda birbirini bulması gibi bir kenetlenmeydi. Son derece tanıdık ve bir o kadar yabancı. "Evet. Lakin bu bilgiyi sakın etrafta söyleme. Yoksa anında canından olursun. Ki zaten bu kıyafetlerle de pek kibar karşılanacağını sanmam ama neyse onu hallederiz artık." Biraz önceki halden ayrılıp kendime döndüm. Kot pantolonum ve beyaz tişörtüme bakarak Antik Mısır'a ne kadar aykırı olduğumu fark ettim. Haklıydı. Eğer gerçekten bir şekilde lanetlenerek Antik Mısır'a geldiysem ciddi manada tuhaf görünüyor olmalıydım onlar için. Henüz halktan birini görememiş olsam da eski resimlerde ve hiyerogliflerde kıyafetlerine dair bilgilerim vardı. 21. Yüzyıldan biri için fazla uçuk bir zamandı. "Hadi, yürümeye devam edelim. Güneş batmadan şehre ulaşmış olmamız lazım." Yeniden yürümeye başladığımızda "Peki neden çölün ortasında uyandın?" diye sordum. Bu merak ettiğim bir şeydi. Gerçi düşününce çok mantıklı olduğunu anlıyordum. Sonuçta şehirde uyansak daha riskli olurdu. Özellikle ben bu haldeyk…

Bölümün tamamını WritePad'de oku