8. BÖLÜM: Nehirde Kanlı Gece ve Malikanedeki Gölge
Yazar: zeynep ay

Yağmur, adeta gökyüzü delinmişçesine ormanın üzerine boşanmaya başladı. Nehir yatağı taşmış, çamurlu su dev kayaların arasından gürleyerek akıyordu. Kan Sisi sürüsünün toprakları ile Kuzey sürüsünün sınırını çizen bu derin vadi, birazdan başlayacak kanlı katliamın sahnesi olmak üzereydi. Karan, dev gümüşi-siyah kurt formunda nehrin yüksek kayalığında duruyordu. Kürkünü ıslatan yağmur damlaları, gözlerindeki yakıcı altın sarısı ışığı daha da belirginleştiriyordu. Arkasında Barlas ve sürünün en güçlü on beş savaşçısı, ölümcül bir sessizlik içinde hazır bekliyordu. Karşı kıyıdaki sık çalıların arasından onlarca kırmızı ve koyu sarı göz belirdi. Kuzey sürüsünün Alfası Boran, devasa boz renkli bir kurt formunda öne çıktı. Ağzından salyalar akıyor, hırlaması nehrin gürültüsünü bastırıyordu. (Boran - Zihinsel Bağ) “Karan!” diye kükredi Boran telepatik hat üzerinden. “Yıllardır bu ormanı sen yönettin. Ama o insan dişisini mühürleyerek zayıflığını ilan ettin! O kızı bana vereceksin. Mühürlü’nün kanı benim sürümü gücün zirvesine çıkaracak!” (Karan - Zihinsel Bağ) “Senin gibilerin anlayamayacağı tek şey şudur Boran,” dedi Karan, sesi zihinlerde bir gök gürültüsü gibi yankılandı. “Mühürlü’m benim zayıflığım değil... Benim yıkılmazlığımdır. Bu nehir bu gece senin itlerinin kanıyla kırmızıya boyanacak!” Karan’ın kükremesiyle birlikte Kan Sisi savaşçıları kayalıklardan aşağı fırladı. İki sürü nehir yatağının ortasında, sığ sularda birbirine girdi. Dehşet verici bir vahşet patlak verdi. Dişlerin kemiklere geçme sesleri, pençe darbeleri, acı çığlıkları ve kükremeler yağmurun sesine karıştı. Karan, bir felaket gibi düşman hatlarının ortasına daldı. Tek bir çene hamlesiyle Boran’ın en güvendiği iki muhafızının boynunu kırdı. Barlas ise sağ tarafı koruyor, iki dev kurdu aynı anda kayalıklara çarparak etkisiz hale getiriyordu. Ancak Boran’ın amacı Karan’ı bu savaşta yenmek değildi. Bu sadece bir yemdi. Boran, Karan ile nehrin ortasında göz göze geldiğinde iğrenç bir şekilde hırladı. Karan tam onun üzerine atılacakken, Boran arkasını dönüp geri çekilme işareti verdi. (Karan’ın İç Sesi) Tuzak... diye düşündü Karan aniden. Boran buraya bütün gücüyle gelmedi. Bu kadar az savaşçı olamazdı! “Barlas!” diye kükredi Karan zihninden. “Malikanedeki koku... Sınırı geçen başka bir grup daha var mıydı?!” Barlas kanlı çenesini kaldırıp havayı kokladı. Gözleri dehşetle açıldı. “Alfa! Arka patikadan... Gizlenme otları sürünmüş beş kişilik bir suikast timi malikaneye doğru ilerliyor! Hedefleri sığınak!” Karan’ın içindeki kurt bir felaket çığlığı attı. Ela... (O Sırada Malikane - Sığınak) Malikanenin altındaki taş duvarlı sığınak, eski şamdanların zayıf ışığıyla aydınlanıyordu. Asena ve sürünün diğer kadınları köşede sessizce beklerken, Ela sığınağın girişindeki ağır demir kapının yanında duruyordu. Köprücük kemiğindeki mühür çıldırmış gibi zonkluyor, derin bir sızı göğsünü kavuruyordu. Karan’ın tehlikede olduğunu, ya da kendisinin büyük bir tehlike altında olduğunu hissedebiliyordu. "Yeryüzüne çıkmam lazım," dedi Ela aniden, arkasını dönüp Asena’ya bakarak. "Saçmalama çocuk!" dedi Asena hızla yaklaşarak. "Alfa emretti, burada güvendesiniz. Dışarıda çatışma var." "Hayır, anlamıyorsunuz!" dedi Ela, elini boynuna bastırarak. "Mühür... Mühür yanıyor! Buraya geliyorlar!" Tam o sırada, sığınağın üstündeki malikane salonundan sert bir patlama ve ahşap kırılma sesi geldi. Hemen ardından yukarıdaki nöbetçi kurtların acı dolu çığlıkları duyuldu. Asena anında elindeki gümüş hançeri çekti. "Bizi buldular..." Sığınağın ağır demir kapısı dışarıdan sert bir darbeyle sarsıldı. BUM! Demir menteşeler esnedi. İkinci darbede kapı büyük bir gürültüyle içe doğru çöktü. İçeriye, üstleri başları kan içinde olan, yüzlerinde vahşi sırıtışlar bulunan insan formunda üç Kuzey sürüsü savaşçısı girdi. Liderleri olan kel, iri yarı adam doğrudan gözlerini Ela’ya dikti. "İşte burada..." dedi kel adam, ağzından salyalar saçarak. "Karan’ın değerli küçük oyuncağı. Boran Alfa seni sabırsızlıkla bekliy…