7. BÖLÜM: Kan ve Ter, Sınırda Büyüyen Gölge
Yazar: zeynep ay

Sabahın erken saatlerinde, sisle kaplı Kan Sisi malikanesinin arka bahçesi mutlak bir sessizlik içindeydi. Yüksek çam ağaçlarının ve sivri kayalıkların kuşattığı bu geniş, toprak alan, yıllardır sürünün en sert antrenmanlarına ev sahipliği yapmıştı. Yer yer çamurlaşmış zemin, atılan her adımda geçmişteki mücadelelerin izini hissettiriyordu. Ela, soğuk sabah havasını ciğerlerine çekerek alana adım attı. Üzerindeki koyu yeşil kazak ve siyah tayt, rahat hareket etmesini sağlıyordu. Bacağındaki ağrı neredeyse tamamen geçmişti; Asena’nın özel merhemleri ve sol köprücük kemiğindeki mührün yaydığı o gizemli sıcaklık bedenini hızla iyileştirmişti. Alanın ortasında Karan duruyordu. Üzerindeki tişörtü çıkarmış, üstü tamamen çıplak bir halde bekliyordu. Geniş, kaslı sırtı, kuvvetli omuzları ve gövdesini kaplayan irili ufaklı yara izleri, onun kaç çetin savaştan zaferle çıktığının sessiz birer kanıtı gibiydi. Güneş ışıkları kaslarının üzerindeki ince ter damlacıklarına vururken, bir yırtıcının esnekliği ve gücüyle öylece duruyordu. Ela’nın toprağa basan adımlarını duyan Karan ağır ağır arkasını döndü. Kehribar rengi gözleri, kızı tepeden tırnağa süzdü. "Demek vazgeçmedin," dedi Karan. Sesi derin, sakin ama bir o kadar da otoriterdi. "Vazgeçmek beni hayatta tutmuyor," dedi Ela, çenesini dikleştirip adımlarını sağlamlaştırarak. "Ama gerçekçi olalım Karan... Bir insan olarak senin gibi devasa bir yaratığa karşı ne yapabilirim ki? Beni tek bir pençenle ya da parmağınla ezebilirsin." Karan ağır adımlarla Ela’ya doğru yürümeye başladı. Her adımında toprak hafifçe eziliyor, adamın vücudundan yayılan o yoğun, mentollü sıcaklık Ela’ya yaklaşıyordu. Aralarındaki mesafe bittiğinde Karan tam kızın önünde durdu. "Savaş, kas gücüyle ya da keskin dişlerle başlamaz Ela," dedi Karan, gözlerini kızın gözlerine dikerek. "Savaş önce zihinde kazanılır. Doğadaki en küçük canlı bile kendisinden katbekat büyük bir yırtıcıyı alt edebilir; eğer nereden vuracağını, ne zaman geri çekileceğini ve rakibinin zayıflığını nasıl kullanacağını biliyorsa." Karan elini uzatıp Ela’nın sağ elini tuttu. Parmakları kızın narin parmaklarını sararken Ela’nın içinden elektriklenmeye benzer bir ürperti geçti. Karan kızın elini yumruk yaptı. "Asla başparmağını parmaklarının içine saklama," dedi nazik ama ciddi bir tonla. "Vurduğun an kendi parmağını kırarsın. Başparmak dışarıda duracak. Büyüklüğün bir önemi yok; boyun ne kadar uzun olursa olsun, bir insanın ya da bir kurdun zayıf noktaları değişmez: Gözler, boğaz, kaburgaların alt kısmı ve diz kapakları." Karan kızın arkasına geçti. Sırtı, Karan’ın geniş ve sıcak göğsüne değecek kadar yakındı. Adamın sıcak nefesi Ela’nın kulağına ve boynuna vururken, Ela’nın kalbi göğsünü zorlamaya başladı. Sol köprücük kemiğindeki mühür, bu yakınlıkla birlikte bir kor gibi ısındı. "Duruşunu düzelt," diye fısıldadı Karan. Elleri Ela’nın kalçalarına indi, duruşunu hafifçe genişletip merkez dengesini sağladı. Dokunuşu o kadar kendinden emin ve güçlüydü ki Ela bir an için nefes almayı unuttu. "Dengen sağlam olmalı. Şimdi dön ve bana vurmayı dene." Karan iki adım geri çekildi, kollarını göğsünde birleştirdi. "Tüm gücünle. Bana zarar vermekten korkma, veremezsin zaten." Ela derin bir nefes aldı. Zihnini toparlamaya çalıştı; hayatı boyunca biriktirdiği tüm öfkeyi, çaresizliği, üvey babasının baskılarını ve kaçış korkularını bu yumruğa yükledi. Hızla öne atılıp Karan’ın çenesine doğru sert bir yumruk savurdu. Karan tek bir refleksle, adeta bir gölge esnekliğiyle kızın bileğini havada yakaladı ve onu hafifçe kenara savurdu. Ela dengesini kaybedip çamurlu toprağa düştü. "Çok yavaş," dedi Karan, duygusuz bir tonla. "Duyguların hareketlerini yönlendiriyor. Öfkeyle saldırdığında hamleni kilometrelerce öteden okuyabilirim. Zihnini boşalt. Sadece hedefe odaklan." Ela üzerindeki çamuru silkeleyerek hırsla ayağa kalktı. Avuç içi acıyordu ama vazgeçmeye niyeti yoktu. "Tekrar," dedi dişlerinin arasından. Sonraki bir saat boyunca Ela defalarca toprağa düştü. Dizleri m…