4. BÖLÜM: Sınırda Pusudaki Tehlike
Yazar: zeynep ay

Buz gibi dere suyu Ela’nın bacaklarını uyuşturuyor, yağmur damlaları yüzünü kırbaçlıyordu. Ama içindeki özgürlük hırsı ve korku, soğuğun acısını bastırıyordu. Dere boyunca adımlarını hızlandırdı. Çakıl taşları ayağını kaydırıyor, düşecek gibi oluyordu ama her defasında dengesini toplayıp koşmaya devam ediyordu. "Bu sefer başardım," diye geçirdi içinden. "O kibirli adama boyun eğmeyeceğim. Beni hiçbir kafese kapatamaz." Sol köprücük kemiğindeki mühür ise dere suyuna rağmen tuhaf bir şekilde sıcaktı. Adeta derisinin altında kor bir kömür taşıyordu. Ne kadar uzağa koşarsa koşsun, o ısırık yarasından yayılan sıcaklık vücudunu terk etmiyordu. Derenin derinleştiği bir noktada karaya çıktı. Yağmur ıslak çamur kokusunu artırmış, ormanı koyu bir sis tabakası kaplamıştı. Ela nefes nefese kalmış bir halde dev bir çam ağacının gövdesine yaslandı. Yönünü tamamen kaybetmişti ama en azından o malikaneden yeterince uzaklaştığına inanıyordu. Aniden ormanın derinliklerinden boğuk, vahşi bir hırlama sesi yükseldi. Ela’nın sırtındaki bütün tüyler diken diken oldu. Bu ses, Karan’ın sürüsündeki kurtların sesine benzemiyordu; çok daha bozuk, kin dolu ve çirkin bir hırlamaydı. Çalıların arasından bir değil, iki değil, tam üç devasa kurt belirdi. Ama bu kurtların kürkleri bakımsız, gözleri ise kan çanağı gibi kırmızıya çalan koyu bir sarıydı. Üzerlerinden buram buram çürümüş et ve kan kokusu yayılıyordu. Sürünün önündeki dev grimsi kurt, ağır adımlarla Ela’ya yaklaştı. Ela geriye doğru bir adım attı ama sırtı arkasındaki uçuruma benzer dik kayalığa dayandı. "Lütfen... Uzak durun benden!" diye bağırdı, etrafta kendini savunacak bir taş arayarak. Kurtlar onu parçalamak için atılmadı; aksine etrafını sararak bir çember oluşturdu. Grimsi dev kurt, burnunu Ela’ya doğru uzatıp kokladı. Gözleri aniden genişledi. (Boran'ın Devriyeleri - Zihinsel Bağ) “Bu o...” dedi gri kurt zihninden diğerlerine. “Karan’ın sakladığı dişi! Üzerindeki mühür kokusunu alıyor musunuz? Boran Alfa haklıymış!” Diğer kahverengi kurt hırladı: “Onu canlı istiyor. Karan’ın mühürlüsünü ele geçirirsek, Kan Sisi sürüsünü diz çöktürürüz!” Ela onların kendi aralarında bakışmasından ne düşündüklerini anlamasa da, o bakışlardaki kötü niyeti iliklerine kadar hissetti. Bu yaratıklar Karan gibi değildi; gözlerinde en ufak bir merhamet kırıntısı bile yoktu. Gri kurt aniden insan formuna dönüştü. Birkaç saniye içinde dev kurdun yerinde, kirli sakallı, yüzünde derin bir yara izi olan, iri yarı bir adam belirdi. Ela gözlerine inanamayarak geriledi. İnsan kılığına bu kadar hızlı geçebilmeleri zihnini kurcalıyordu. "Bak sen şu işe..." dedi adam, meşum bir sırıtışla. "Karan’ın değerli hazinesi ormanda tek başına geziniyor. Seni Boran Alfa’ya götürdüğümüzde Karan ne yapacak çok merak ediyorum." "Bana dokunma!" Ela çığlık atarak yerdeki sivri bir kaya parçasını kaptı ve adama doğru salladı. Adam kahkaha attı. "Küçük bir kedi yavrusu..." Adam Ela’ya doğru fırladığı an, gökyüzünü yaran devasa bir kükreme ormanda yankılandı. Ses o kadar şiddetliydi ki ağaçlardaki kuşlar havalandı, yer adeta sallandı. Saniyeler içinde, ağaçların tepesinden devasa bir siyah gölge aşağı fırladı. Karan! Karan, dev siyah kurt formunda gri adamın üzerine bir yıldırım gibi çöktü. Adamın çığlığı ormanda yankılanırken, Karan tek bir pençe darbesiyle onu metrelerce öteye, kayalıklara fırlattı. Diğer iki kurt öfkeyle Karan’a saldırdı ama Karan bir gazap tanrısı gibiydi. Gözleri yakıcı bir altın sarısıyla parlıyordu. Vahşi bir öfkeyle diğer kurtları parçalarcasına savurdu. Ormanın ortasında dehşet verici bir kurt savaşı başladı. Kemik kırılma sesleri, hırlamalar ve kan kokusu havayı kapladı. (Karan'ın İç Sesi - Zihinsel Bağ) “Sana benim olana dokunmaman gerektiğini söylemiştim!” diye kükredi Karan zihinsel bağdan. İçimdeki kurt tamamen kontrolden çıkmıştı. Ela’nın korkusunu, o aşağılık mahlukların ona dokunma ihtimalini hissettiğim an zihnimdeki bütün bağlar koptu. Boran’ın itlerini tek tek boğazlarken zihnimde tek bir görüntü vardı: El…