3. BÖLÜM: Sürünün Bakışları ve İkinci Kaçışın Tohu
Yazar: zeynep ay

Karan, Ela’nın kolunu tutarak malikanenin devasa ahşap kapısından içeri soktuğunda salonda derin bir sessizlik hakim oldu. Salonda toplanmış olan adamlar ve birkaç kadın, bakışlarını anında kapıya çevirdi. Bakışlarında merak, şaşkınlık ve gizleyemedikleri tuhaf bir saygı vardı. Ela, hepsinin gözlerinin üzerinde olduğunu hissedebiliyordu. Hepsi oldukça iri yarı, güçlü ve sıradan insanlardan çok farklı duruyordu. Kendini bir av gibi hissetti; bir kurt sürüsünün ortasına atılmış çaresiz bir ceylan gibi. Ancak dik durmaya, zayıflığını ve korkusunu dışarı vurmamaya çalıştı. Çenesini dikleştirdi, Karan’ın kolundaki tutuşunu silkip atmak istedi ama Karan’ın parmakları çelikten bir kelepçe gibiydi. "Barlas," dedi Karan, gür sesi salonda yankılanırken. "Malikanenin etrafındaki nöbetçi sayısını iki katına çıkar. Ormanın güney kanadına kimse yaklaşmayacak." "Anlaşıldı Alfa," dedi masanın başındaki geniş omuzly esmer adam. Bakışları Ela’nın köprücük kemiğindeki bandaja kaydı. Gözlerinde derin bir kabulleniş belirdi. Ela’ya doğru hafifçe başını eğdi. Bu hareket, sanki bir kraliçeye selam veriyormuş gibi hürmet dolu bir hareketti. Ela neye uğradığını şaşırdı. "Bana öyle bakmayın!" dedi öfkeyle. "Ben sizin bir şeyiniz değilim! Beni burada zorla tutamazsınız!" Karan, kızın bu itirazını hiç umursamadı. "Odaya dönüyoruz," dedi soğuk bir sesle ve Ela’yı merdivenlere doğru yönlendirdi. "Beni o odaya hapsedemezsin!" Ela adımlarını yavaşlattı, direnmeye çalıştı ama Karan onu adeta zahmetsizce peşinden sürüklüyordu. İkinci kata çıktıklarında Karan onu az önce kaçtığı odaya soktu ve arkalarından kapıyı kapattı. Ela hemen arkasını dönüp Karan’la yüz yüze geldi. Göğsü öfkeyle naik naik yükselip alçalıyordu. "Ne istiyorsun benden?" diye bağırdı Ela. "Beni ısırdın, buraya kapattın! Arkadaşların bana tuhaf yaratıklar gibi bakıyor. Sen kimsin? O ormandaki dev mahluk neydi?" Karan ağır adımlarla Ela’ya doğru yürüdü. Ela istemsizce geri adım attı ama sırtı arkasındaki ahşap çalışma masasına çarptı. Karan, ellerini masanın iki yanına koyarak Ela’yı kendi gövdesi ile masa arasına sıkıştırdı. Aralarındaki mesafe santimlere inmişti. Ela, adamın teninden yayılan o yoğun, mentollü ve odunsu kokuyu ciğerlerinde hissetti. "Sana binlerce yıldır süren bir gerçeği anlatabilirim Ela," dedi Karan. Sesi derin, boğuk ve büyüleyiciydi. "Ama zihnin bunu kabul etmeye henüz hazır değil. Bildiğin tek şey şu olmalı: Sen artık dışarıdaki o zayıf, iğrenç insanların dünyasına ait değilsin. Sen buraya, bana aitsin." "Ben kimseye ait değilim!" dedi Ela, gözlerinin içine dik dik bakarak. "Beni burada sonsuza kadar tutamazsın. İlk fırsatta yine kaçacağım. Duydun mu beni? Yine kaçacağım!" Karan’ın dudaklarında tehlikeli, karanlık bir tebessüm belirdi. Yüzünü kızın yüzüne doğru yaklaştırdı, dudakları Ela’nın kulağına değecek kadar yakındı. "Kayıp gitmeye çalışan bir kuşu kafeste tutmak zordur, biliyorum," diye fısıldadı Karan. "Ama bu ormanda ne kadar ileri gidersen git, benim kokum senin derinde, senin kanında. Nereye kaçarsan kaç, seni bulmam sadece kaç dakikama mal olur biliyor musun?" (Karan'ın Perspektifi - Zihinsel Bağ) Onu böylesine yakınımda tutmak, içimdeki kurdu çıldırtıyordu. Kanının akışı, kalbinin o hızlı ritmi... Göğsündeki mühür adeta benim mührümle konuşuyordu. “Alfa!” Barlas’ın zihinsel sesi aniden kafamın içinde kükredi. “Kuzey sınırında hareketlilik var. Boran’ın adamları sınırı ihlal etti. Doğrudan nehri geçiyorlar!” İçimdeki kurt öfkeyle gürledi. Boran... O aşağılık yaratık Mühürlü’nün varlığını hissetmiş olmalıydı. “Hemen geliyorum,” diye yanıtladım zihnimden. Ela’nın gözlerinin içine baktım. Korkusunun arkasındaki o kırılmaz direnci görebiliyordun. Bu kız beni zorlayacaktı, bunu biliyordum. Ama o benim dişimdiki; ne olursa olsun onu koruyacaktım. Karan aniden geri çekildi. Gözlerindeki sarı ışık bir an için parlayıp söndü. "Acil bir işim var," dedi soğuk bir sesle. "Bölümden çıkmayacaksın. Kapıda nöbetçiler olacak." Karan hızla odadan çıkıp kapıyı dışarıdan kilitl…