MÜHÜRLÜ:KAN VE GÜMÜŞ

29. BÖLÜM: Kutsal Şafağın Sancısı ve Birleşen Kanl

Yazar:

MÜHÜRLÜ:KAN VE GÜMÜŞ - zeynep ay kitap kapağı
MÜHÜRLÜ:KAN VE GÜMÜŞ kitap kapağı

Sisli Dağlar’ın en yüksek zirvelerine çöken ilk kış karları, vadinin ve ormanların üzerine ince, gümüşi bir tül gibi süzülürken, toprağın derinliklerinde asırlardır uykuda olan kadim damarlar yeniden harekete geçmeye başlamıştı. Kan Sisi malikanesi ve çevresinde kurulan yeni yerleşim yerleri, yaklaşan sert kışa hazırlanıyordu; ancak bu kış, sürülerin hafızasındaki o karanlık, açlık ve korku dolu günlere hiç benzemiyordu. Surlar boyunca dizilen yüksek meşalelerin alevleri rüzgarda gürültüyle çatırdıyor, fırınlardan yükselen taze ekmek kokuları ve sokaklarda koşturan kurt çocuklarının neşeli kahkahaları, dağların dondurucu soğuğunu tamamen kırıyordu. Üç büyük sürünün—Kan Sisi, Demir Pençe ve Saf Kan—savaşçıları artık aynı nöbet karakollarında sırt sırta veriyor, aynı ateşin etrafında kadeh kaldırıyordu. Kadim Konsey’in yüzyıllardır sürdürdüğü "böl ve yönet" politikası, Karan ve Ela’nın sarsılmaz Kanlı Yemini ile tamamen tarihe gömülmüştü. Ancak malikanenin en derininde, Kadim Konsey’in yıkıntıları arasından getirilen kutsal taşlarla yeniden inşa edilen Kutsal Tapınak odasında, havanın sıcaklığı dışarıdaki ateşlerden değil, çok daha kadim ve büyülü bir kaynaktan geliyordu. Ela, tapınağın tam ortasındaki dairesel gümüş mermerin üzerinde diz çökmüş vaziyette oturuyordu. Üzerindeki gece mavisi, dökümlü elbisenin ipek etekleri mermer zemine yayılmıştı. Karnı artık bir mucizenin taşıyıcısı olduğunu kanıtlarcasına belirgin bir şekilde büyüktü. Sol köprücük kemiğindeki Ay Mührü, sadece bir simge olmaktan çıkmış; bir sarmaşık gibi omuzlarından aşağıya, boynuna ve karnının etrafına doğru yayılarak derisinin altında gümüşi, parıltılı hatlar oluşturmuştu. İçinde büyüyen o küçük ama muazzam can, adeta tüm diyarların doğa gücünü kendi minik kalbinde topluyordu. Ela her nefes aldığında, derisinin altındaki gümüş hatlar ritmik bir şekilde parıldıyor, odaya tatlı bir leylak ve çam kokusu yayılıyordu. Tapınağın ağır, oymalı ahşap kapısının önünde Karan duruyordu. Sırtındaki pelerinini çıkarmış, göğsünü açıkta bırakan siyah deri zırhıyla bir heykel kadar sarsılmaz görünüyordu. Ancak bakışları... O keskin kehribar gözleri, odadaki başka hiçbir şeye bakmıyor, tamamen Ela’nın ve onun karnındaki o minik mucizenin üzerinde kilitlenip kalıyordu. İçindeki devasa kurt, karısının etrafında dalgalanan o gümüş auranın her yükselişinde huzursuzca inliyor, adamın kasları her an bir tehlike belirecekmişçesine geriliyordu. Karan, bir Alfa olarak binlerce düşmanla yüzleşmiş, kanlı savaşlardan tek bir geri adım atmadan zaferle çıkmıştı; ancak karısının çektiği en ufak bir rahatsızlık, içinde taşıdığı o devasa gücü çaresizlik içinde kıvrandırmaya yetiyordu. (Karan - Zihinsel Bağ) “Sancın var mı Mühürlü’m? Söyle bana... İçindeki güç sana ağır geliyorsa ritmi durdurmalısın. Seni ve onu riske atacak tek bir adıma bile tahammülüm yok.” (Ela - Zihinsel Bağ) “Acı değil bu Karan... Korkma. Bu, toprağın ve eski soyların bizi selamlaması. Çocuğumuz... İçimizdeki o küçük can, Konsey’in toprağa gömdüğü o son karabüyü kalıntılarını bile kendi ışığıyla tamamen arındırıyor. Hissedebiliyor musun adamım? Bedenimde atan bu ikinci kalp, senin yırtıcı gücünle benim gümüş ışığımı nasıl da mükemmel bir dengede harmanlıyor...” Karan, taş zemine bastığı her adımda katıksız bir güç ve sarsılmaz bir adanmışlık hissi yayarak Ela’ya doğru ilerledi. Dev cüssesiyle karısının önünde diz çöktü. Büyük, nasırlı ve savaş izleriyle dolu ellerini inanılmaz bir narinlikle Ela’nın büyüyen karnının üzerine koydu. O an, bebek babasının dokunuşunu hissetmişçesine içeriden güçlü, minik bir hamle yaptı. İkisi arasındaki zihinsel bağa aniden tarifsiz bir saf sevgi, koruma içgüdüsü ve kadim bir güç dalgası sızdı. Karan’ın gözleri ilk kez bu kadar net bir şekilde buğulandı. Savaş meydanlarında kılıcıyla korku salan, tek bir kükremesiyle orduları diz çöktüren İlk Alfa, karısının ve henüz doğmamış çocuğunun önünde diz çökmüş, gözlerindeki derin tutku ve sadakatle Ela’nın yüzünü süzüyordu. "Sen bu diyara gelen e…

Bölümün tamamını WritePad'de oku