24. BÖLÜM: Yıkıntılardan Doğan Şafak ve Yeni Düzen
Yazar: zeynep ay

Konsey Şatosu’nun ana kulesi, yüzlerce yıllık karabüyünün omurgasının kırılmasıyla birlikte büyük bir gürültüyle çökerken, yükselen toz tabakası ve dumanlar gökyüzünü kapladı. Taşların uçurumdan aşağı yuvarlanırken çıkardığı o korkunç gürültü, vadinin öteki ucundan bile duyuluyordu. Karan, kulenin son parçaları devrilmeden önce Ela’yı kucağına alıp devasa bir hamleyle kırılan surların üzerinden aşağı, avlunun güvenli tarafına sıçradı. Aşağıda, savaşın toz ve kanla kaplı alanı aniden sessizliğe gömülmüştü. Baş Büyücü Valerius’un uçurumdan aşağı çakılması ve Konsey’in üst düzey büyücülerinin yok edilmesiyle birlikte, geride kalan Avcılar ve yaratıklar panik halinde ellerindeki silahları düşürdüler. Yıllardır içlerinde taşıdıkları karabüyü bağı kopmuş, itaat ettikleri efendilerinin yok oluşuyla birlikte tamamen dağılmışlardı. Kaçabilenler sisli dağların derinliklerine doğru kaçışıyor, kalanlar ise kurt ordusunun önünde diz çökiyordu. Demir Alfa ve Vanya, kanlı savaş zırhlarıyla toz kümesinin içinden sıyrılarak Karan ve Ela’ya doğru yürüdüler. Barlas ise kılıcını toprağa saplamış, göğsü derin nefeslerle kalkıp inerken çöken kuleye bakıyordu. "Başardınız..." dedi Barlas, gözlerinde inanamayan ama katıksız bir gururla. "Yıllardır bu topraklara korku salan, sürülerimizi birbirine kırdıran o meret kale yıktınız!" Demir Alfa devasa kurt formundan insan formuna geçerek kanlı elini Karan’ın omzuna koydu. "Kadim Konsey öldü Karan Alfa. Bugün burada sadece bir savaşı kazanmadık, kurt soyunun üzerindeki asırlık kölelik zincirini kırdık." Karan başını salladı. Kehribar gözleri avludaki yüzlerce savaşçıya kaydı. Ardından yanında duran, sol köprücük kemiğindeki Ay Mührü hâlâ gümüşi bir aura fırlatan Ela’ya baktı. Ela’nın elini sımsıkı tuttu ve parmaklarını kızın parmaklarına kenetledi. (Karan - Zihinsel Bağ) “Sen olmasaydın Mühürlü’m... Bu karanlığı parçalayamazdık. Bu zafer senin.” (Ela - Zihinsel Bağ) “Bu zafer bizim Karan... Kanla, yeminle ve vazgeçmediğimiz o bağla kazandık.” Karan, Ela’nın elini havaya kaldırdı. Sesi, yıkılan şatonun avlusunda ve dağlarda gür bir yankı uyandırdı. "DİNLEYİN!" diye kükredi Karan. "Kadim Konsey artık yok! Avcıların karanlığı bitti! Bugün burada birleşen tüm sürülerin kanı, geleceğimizin teminatıdır! Artık korkuyla saklanan değil, bu toprakların gerçek efendileri olan bir halkız!" Avldaki yüzlerce kurt savaşçısı aynı anda kılıçlarını ve pençelerini havaya kaldırarak göğüsleri yırtarcasına zafer uluması saldı. Yüzlerce kurdun tek bir ağızdan yükselen uluması, Sisli Dağlar’ın zirvelerinde yankılanarak tüm diyara yeni dönemin başladığını müjdeliyordu. (Üç Gün Sonra - Kan Sisi Malikanesi) Şatoda kazanılan büyük zaferin ardından müttefik ordular Kan Sisi malikanesine dönmüş, yaralar sarılmaya başlanmıştı. Malikanenin bahçesinde devasa zafer ateşleri yakılmış, sürü üyeleri ve müttefikler yıllar sonra ilk kez korkusuzca bir araya gelmişti. Ancak malikanenin en üst katındaki Alfa odasında durum çok daha sakindi. Geniş terasın kapıları açıktı. Gece rüzgarı tülleri hafifçe havalandırıyor, içeriye çam ve taze toprak kokusu getiriyordu. Ela, terasın kenarındaki mermer korkuluğa dayanmış, vadide yakılan zafer ateşlerini izliyordu. Üzerinde koyu yeşil, ipek bir elbise vardı. Sol köprücük kemiğindeki Ay Mührü artık yakıcı bir ışık saçmıyor, sadece derisinin altında tatlı, gümüşi bir parıltıyla dinleniyordu. Arkadan yaklaşan sessiz adımları hissetti. Karan, kollarını dolayarak kızı arkasından sarstı. Sıcak göğsünü Ela’nın sırtına yasladı, çenesini kızın omzuna koydu. "Yine derin düşüncelere dalmışsın Mühürlü’m," dedi Karan, sesi fısıltı gibi yumuşak ve tutku doluydu. Dudaklarını Ela’nın hassas boyun girintisine bastırdı. Ela başını geriye yaslayarak Karan’ın kokusunu derin bir nefesle içine çekti. "Sadece... Tüm bunların bittiğine inanmakta zorlanıyorum Karan. İlk geldiğim günü hatırlıyorum. Sadece hayatta kalmaya çalışan, tenindeki bu Mührün ne anlama geldiğini bilmeyen bir kurbandım. Şimdi ise..." "Şimdi ise bu diyarın ef…