MÜHÜRLÜ:KAN VE GÜMÜŞ

20. BÖLÜM: Gümüş Pınar ve Kan Bedeli

Yazar:

MÜHÜRLÜ:KAN VE GÜMÜŞ - zeynep ay kitap kapağı
MÜHÜRLÜ:KAN VE GÜMÜŞ kitap kapağı

Dondurucu fırtınanın uğultusu, Kadim Muhafızların geçit vermesiyle birlikte yerini mutlak ve derin bir sessizliğe bıraktı. Mağaranın buzdan oyulmuş devasa kemerlerinin altından içeri adım attıklarında, dışarıdaki dondurucu soğuk anında kırıldı. Burası, zamanın ve dünyevi kuralların teğet geçtiği, kadim toprakların ilk nefesini aldığı yerdi. Mağaranın merkezinde, etrafı gümüşi rünlerle işlenmiş beyaz mermer sütunlarla çevrili dairesel bir havuz yer alıyordu: Gümüş Pınar. Pınarın suyu sıradan bir su değildi; yüzeyinde gümüş bir cıva gibi parıldayan, kenarlarından hafif buharlar yükselen ve tavanın tepesindeki doğal yarıktan giren dolunay ışığıyla adeta canlı bir varlık gibi dalgalanan kadim bir sıvıydı. Pınardan yayılan taze çam, orkide ve katıksız büyü kokusu, mağaranın her köşesini dolduruyordu. Karan, kucağında kalın kürklerle sarılı duran Ela ile birlikte yavaş adımlarla pınarın kenarına yaklaştı. Adım attığı her buz parçası, adeta adamın içindeki devasa çaresizliği ve adanmışlığı hisseder gibi hafifçe titriyordu. Karan, Ela’yı pınarın kenarındaki düz, soğuk mermer blok üzerine nazikçe yatırdı. Kızın kürklerini geriye sıyırdı. Ela’nın yüzü bir mermer heykeli andıracak kadar hareketsiz ve solgundu. Sol köprücük kemiğindeki Ay Mührü, zehrin damarlara iyice yayılmasıyla kapkaranlık bir lekeye dönüşmüş, etrafındaki deriyi morartmıştı. (Karan - Zihinsel Bağ) “Geldik Mühürlü’m... Işığın doğduğu yerdeyiz. Beni duyuyorsan... Biraz daha dayan.” Karan’ın zihnine cevap gelmedi. Ama kızın parmak uçlarında hafif, zar zor hissedilir bir titreme oldu. Karan derin bir nefes aldı. Kehribar gözleri, Kadim Muhafızın fırtınadaki sözleriyle bir kez daha karardı: "Kızın yaşayabilmesi için senin kanın Pınar’a akmalı!" Karan hiç tereddüt etmedi. Belindeki gümüş işlemeli avcı hançerini çekti. Sol kolunun zırhını ve kumaşını yukarı sıyırdı. Keskin gümüş çeliği, dirseğinden avucuna kadar uzanan hatta bastırdı ve derin bir yarık açtı. Sıcak, koyu kırmızı Alfa kanı, fışkırır gibi akmaya başladı. Karan avucunu Pınar’ın berrak, gümüşi suyunun üzerine tuttu. Koyu kırmızı kan, gümüş suya damladığı an havuzun içinde devasa bir kimyasal reaksiyon patladı! Gümüş su, kanın temasıyla birlikte köpürmeye, parıldamaya ve altın sarısı-gümüşi bir alev gibi parlamaya başladı. Su seviyesi yükseldi, yükselen buhar mağaranın tavanını kapladı. Ancak Karan’ın yüzü kan kaybından ve çekilen yaşam enerjisinden dolayı saniyeler içinde solmaya, dizleri titremeye başladı. Bir kurdun muazzam iyileşme gücü bile bu kadim pınarın emdiği özü durduramıyordu. Karan acıyla inledi, tek dizinin üzerine çöktü. Bedenindeki gücün, hayati enerjinin pınara çekildiğini hissediyordu. Gözleri kararmaya başlamıştı ama sağ eliyle hâlâ Ela’nın soğuk elini sımsıkı tutuyordu. "Yeter ki o yaşasın..." diye fısıldadı Karan, dudakları titreyerek. "Benim kanım... Benim ruhum... Hepsi onun olsun." Karan son bir gayretle, kanıyla uyanan ve gümüşi bir alev gibi parıldayan Pınar suyundan avuçlarına aldı. Işıldayan suyu, Ela’nın sol köprücük kemiğindeki o kapkaranlık, zehirli Mührün üzerine döktü. O an, mağarayı sarsan devasa bir gürültü koptu! Pınar suyu kararmış Mühle temas ettiği saniyede, cızırdayan, et yakan bir ses yükseldi. Mührün üzerindeki o mor zift tabakası, gümüş ışığın altında adeta buharlaşarak erimeye başladı. Ancak bu süreç Ela için de muazzam bir acı demekti. Ela’nın bilinci kapalı bedeni aniden kasıldı. Yüzü acıyla buruştu, göğsü havaya kalktı ve dudaklarından mağaranın taş duvarlarında yankılanan acı dolu bir çığlık koptu! "ELA!" diye bağırdı Karan. Ela’nın gözleri ansızın açıldı! Göz irisleri sadece bir anlığına değil, tamamen kor gibi yanan, saf gümüşi bir ışıkla kaplanmıştı. Sol köprücük kemiğindeki Ay Mührü, üzerindeki karartıyı bir kabuk gibi patlatarak dışarıya katıksız bir gümüşi şok dalgası fırlattı! Şok dalgası mağaradaki tüm buz sütunlarını çatlattı, Pınar suyunu metrelerce havaya sıçrattı. Karan, patlamanın etkisiyle geriye doğru savruldu ama gözlerini bir an bile kızdan ayırmadı.…

Bölümün tamamını WritePad'de oku