2. BÖLÜM: Yabancı Bir Kafeste Uyanış
Yazar: zeynep ay

Ela bilincinin kapalı olduğu o karanlık kuyudan yavaş yavaş çekildiğini hissetti. Önce burnuna ağır, odunsu ve büyüleyici bir koku doldu; çam ağaçları, ıslak toprak ve hafif mentollü, sarsıcı bir koku... Ardından tenine temas eden yumuşak kumaşı fark etti. Yattığı yer, hayatı boyunca dokunduğu en konforlu yatak olabilirdi. Göz kapakları ağır ağır aralandı. Şaşkınlıkla etrafına bakındı. Yüksek tavanlı, devasa ahşap kirişlerle desteklenmiş, zevkle döşenmiş ama bir o kadar da kasvetli bir odadaydı. Duvarlarda antika kılıçlar ve eski haritalar asılıydı. Dehşet duygusu bir anda hafızasını geri getirdi. Orman... Dev siyah kurt... Ve o keskin acı! Ela hızla yataktan doğruldu. Kalbi sanki göğsünü patlatacakmış gibi çarpmaya başladı. Elini reflexle sol köprücük kemiğine götürdü. Yara ince, profesyonelce sarılmış bir sargı beziyle kapatılmıştı. Sargının altı hafifçe karıncalanıyor, tatlı ama derin bir sızı yayıyordu. Ama garip bir şekilde, o ısırık yarasının iltihaplanması veya dayanılmaz bir acı vermesi gerekirkene, bedeninde tuhaf bir güç hissediyordu. "Neresi burası? Beni kim getirdi buraya?" diye fısıldadı kendi kendine. Voice’u titriyordu. Aklına hemen üvey babası Rıza ve o karanlık adamlar geldi. "Yine mi satıldım? O yaratıklar neydi?" Aklındaki sorular zihnini bir zehir gibi sarıyordu ama tek bir şeyden emindi: Buradan derhal kurtulmalıydı. Ela, hayatı boyunca birilerinin boyunduruğu altında yaşamıştı. Şimdi ne idüğü belirsiz bir yerde kilitli kalmaya hiç niyete yoktu. Yataktan sessizce kaydı. Çıplak ayakları soğuk parkeye değdiğinde ürperdi. Üzerindeki çamurlu kıyafetler çıkarılmış, yerine bol, yumuşak gri bir kazak ve eşofman altı giydirilmişti. Bu düşünce midesini bulandırdı; birileri o baygınken üzerini değiştirmişti. Yavaş adımlarla ağır ahşap kapıya yaklaştı. Kapı kolunu kavradı ve nefesini tutup aşağı doğru bastırdı. Tık. Kapı kilitli değildi. Ela şaşkınlıkla kapıyı hafifçe araladı. Dışarıdaki geniş, loş koridora süzüldü. Ev devasaydı; bir evden çok bir kale veya tarihi bir şatoyu andırıyordu. Merdivenlerin başına kadar parmak uçlarında yürüdü ve aşağı katı izlemeye başladı. Geniş salonda bir hareketlilik vardı. Dev bir ahşap masanın etrafında, hepsi son derece heybetli, geniş omuzlu ve sert ifadeli altı-yedi adam toplanmıştı. En baş köşede ise siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, simsiyah saçları ve keskin çene hattıyla dikkat çeken o adam oturuyordu. Ela onu gördüğü an donakaldı. Ormandaki o siyah kurdun gözlerindeki yakıcı asaleti bu adamda da görüyordu. "Boran'ın sürüsü güney sınırında devriyelerimizi taciz ediyor," diyordu masadaki esmer, geniş omuzlu genç adam. "Alfa, sınır ihlallerine daha ne kadar göz yumacağız?" Masadaki herkesin Alfanın mouth’ından çıkacak kelimeyi beklediği adam —Karan— önündeki haritadan kafasını kaldırdı. Sesi odanın içinde derin, boğuk bir gürleme gibi yankılandı: "Boran sadece koklamaya çalışıyor, Barlas. Ormanda ne bulduğumuzu bilmiyor ama bir şeylerin değiştiğini hissetti. Sınır hatlarındaki devriye sayısını iki katına çıkarın. Tek bir Kuzey kurdu bile bizim toprağımıza adım atarsa, leşini sınır çizgisine asın." (Karan'ın Perspektifi - Zihinsel Bağ) Masadaki haritaya bakıyordum ama zihnim tamamen üst kattaki odadaydı. Ve aniden... O koku. Taze vanilya ve orman meyveleri... Mührüm uyanmıştı. “Barlas,” dedim zihinsel bağdan, sesimi dışarı vurmadan. “Yukarıdaki misafirimiz gözlerini açtı.” Barlas zihnimde beliren sesimle hafifçe irkildi, çaktırmadan bana baktı: “Yakalamamı ister misin Karan? Henüz buradaki düzeni bilmiyor, bölgeden dışarı çıkarsa Boran’ın adamlarına yem olur.” “Hayır,” diye yanıtladım zihnimden. İçimdeki kurt onun kokusuyla şahlanıyordu ama sakin kalmalıydım. “Bırak denesin. Ne kadar cesur olduğunu, bu kafesten nasıl kaçmaya çalışacağını görmek istiyorum. Ormana girmesine izin verin ama izini asla kaybetmeyin.” Ela aşağıdakilerin konuşmalarına anlam veremiyordu. "Alfa", "Sürü", "Kuzey kurdu"... Bunlar deli miydi? Ne tür bir tarikatın eline düşmüştü? Hiç va…