19. BÖLÜM: Solan Gümüş ve Unutulmuş Diyar
Yazar: zeynep ay

Vadideki savaş bıçak gibi kesilmiş, geriye yıkıntı, duman ve ağır bir matem havası kalmıştı. Düşman Büyücüleri ve Avcılar geri çekilmişti ancak bıraktıkları tahribat fiziksel kayıpların çok ötesindestedir. Kan Sisi sürüsü savaşı kazanmış gibi görünse de, malikanenin koridorlarında yürüyen her kurt savaşının asıl bedelini biliyordu: Sürünün kalbi, Mühürlü Alfa Dişisi soğuk bir sessizliğe gömülmüştü. Malikanenin en üst katındaki Alfa odasında tüller çekilmiş, içeriye sadece dolunayın zayıf gümüşi ışığı süzülüyordu. Ela, geniş yatağın ortasında hareketsiz yatıyordu. Yüzü bir mermer kadar solgun, dudakları renksizdi. Sol köprücük kemiğindeki o mağrur Ay Mührü... Artık ışıldamıyordu. Mührün gümüş hatları zift gibi simsiyah bir renk almış, derisinin altında kılcal damarlar halinde morumsu çürüme izleri yayılmıştı. En korkuncu ise, Karan ile arasındaki o sarsılmaz zihinsel bağın tamamen sessizliğe bürünmüş olmasıydı. Bağ kopmamıştı ama derin, kapkaranlık bir kuyunun dibine itilmiş gibiydi. Karan, yatağın kenarındaki ahşap sandalyede oturuyordu. Üzerindeki kanlı zırhı bile çıkarmamıştı. Büyük, nasırlı elleriyle Ela’nın soğuk elini kavramış, bir an olsun bırakmıyordu. Kehribar gözleri kan çanağına dönmüş, yüzündeki o sert Alfa çizgileri derin bir çaresizlikle çökmüştü. İçindeki devasa kurt göğsünü kafes gibi tırmalıyor, Mühürlüsünün bilincine ulaşamamanın çıldırtıcı öfkesiyle inliyordu. "Ela..." dedi Karan, sesi odanın sessizliğinde paramparça çıkarak. Eğilip kızın soğuk avucuna uzun, derin bir öpücük kondurdu. "Sesimi duyduğunu biliyorum Mühürlü’m... Beni bu karanlıkta tek başıma bırakma. Zihnime bir fısıltı gönder, sadece nefes aldığını hissettir..." Cevap gelmedi. Ne tek bir fısıltı ne de zihinsel bir dalgalanma... Sadece kızın göğsünün düzensiz, zayıf kalkışları vardı. Ahşap kapı yavaşça aralandı. İçeriye Asena ve müttefik Saf Kan sürüsünün lideri Vanya girdi. Asena’nın elinde bitki özlerinden yapılmış gümüş bir kase tutuyordu. Yüzündeki keder, durumu özetlemeye yetiyordu. "Karan..." dedi Asena, adımlarını sakınarak yatağa yaklaşarak. "İki gündür ne bir şey yedin ne de bir an olsun gözünü kapattın. Kendini helak ediyorsun." "Bana iyileştirici merhemlerden bahsetme Asena!" diye kükredi Karan. Sesi odadaki camları titretti ama Ela’nın yüzüne bakarken sesi anında yumuşadı. "Mührün üzerindeki o karartıyı temizlemenin bir yolunu buldunuz mu? İçindeki kadim gücün sönmesini engellemenin bir yolu var mı?" Vanya öne çıktı. Keskin mavi gözleri yatakta yatan Ela’ya, ardından Karan’a kaydı. "Geleneksel otlar ya da şifa büyüleri bu yaraya dokunamaz Karan Alfa," dedi Vanya sert ama gerçekçi bir tonla. "Konsey’in Büyücüleri sıradan bir büyü yapmadı. Mührün özüne Karartı Zehri zerk ettiler. Mühür kırılmadı ama mühürlendi; kadim güç kendi içine çöktü. Eğer o zehir Ela’nın kalbine tamamen ulaşırsa... Sadece Mühür ölmez. Ela’nın ruhu da Konsey’in karanlık pınarlarına çekilir." Karan ayağa kalktı. Büyüleyici cüssesiyle Vanya’nın üzerine yürüdü. Kehribar gözlerinde kor gibi yanan bir ateş peydah oldu. "Bana bunu nasıl durduracağımı söyle Vanya. Sözleri etrafında dolandırma!" Vanya geri adım atmadı. "Bir yolu var. Ama bu bir efsane... Ve başarması neredeyse imkansız." "Söyle!" "Kuzey dağlarının en uç noktasında, sislerin arkasında saklı Gümüş Pınar var," dedi Vanya. "İlk Mühürlü Dişi’nin kanıyla kutsandığı söylenen, bu dünyadaki en saf kadim ışığın kaynağı. Eğer Mührü o pınarın suyuyla yıkayabilirsen... Karartı Zehri temizlenir ve Mühür yeniden uyanır. Ama o diyara giden yol Konsey’in av sahasıdır. Ve pınarın muhafızları sıradan kurtları oraya yaklaştırmaz." Karan hiç tereddüt etmedi. Hemen arkasını dönüp duvarda asılı duran kılıcını ve deri ceketini kavradı. "Barlas!" diye gürledi Karan zihninden. Birkaç saniye içinde Barlas odaya daldı. "Emret Alfa!" "Sürünün ve malikanenin komutasını sana ve Vanya’ya bırakıyorum," dedi Karan, gözlerini bir an bile Ela’dan ayırmadan. "Müttefik birlikler sınırda savunma hattını koruyacak. Ben Gümüş Pınar’a gidiyorum."…