18. BÖLÜM: Kanlı Sis ve Kırılan Mühür
Yazar: zeynep ay

Sisli vadinin üzerine çöken o iğrenç leş ve çürümüş toprak kokusu, havadaki oksijeni bile zehirleyecek kadar yoğundu. Kadim Konsey’in mezarlardan çıkardığı ruhsuz kadim yaratıklar, kemik zırhlar giydirilmiş devasa kertenkelemsi canavarlar ve arkalarında dizilmiş yüzlerce maskeli Avcı, sisin içinden devasa bir karaltı gibi süzülüyordu. "Hatta kalın! Tek bir adım bile geri çekilmek yok!" diye kükredi Karan. Voice, zihinsel bağ üzerinden vadideki tüm savaşçıların ruhunda yankılandı. Karan, insan formunun sınırlarını zorlayarak devasa gümüşi-siyah bir kurda dönüştü. Omuzlarındaki kürkler gümüşi bir ışıkla parıldıyor, gözleri kor gibi yanan bir altın sarısıyla sisin karanlığını delip geçiyordu. Yanında duran Ela, belindeki gümüş hançerleri çekmişti. Sol köprücük kemiğindeki Ay Mührü, Karan’ın kurda dönüşmesiyle birlikte adeta patlama seviyesinde bir gümüş auraya bürünmüştü. "Saldırın!" diye kükredi Barlas. Aynı saniyede yüzlerce kurt—Kan Sisi, Demir Pençe ve Saf Kan savaşçıları—tek bir devasa dalga halinde öne atıldı. İki hat birbiriyle çarpıştığı an çıkan ses, dağları salladı. Kemiklerin kırılma sesleri, zırhların çatırtısı ve kurtların öfke dolu kükremeleri vadideki sis tabakasını dağıttı. Demir Alfa, devasa kahverengi bir kurda dönüşerek ön saftaki üç kemik yaratığı tek bir hamlede yere serdi. Vanya ve şifacıları ise geride durarak muhafızların etrafına büyülü koruma kalkanları örüyordu. Ela, savaşın en sıcak noktasına bodoslama daldı. Üzerine gelen iki kemik zırhlı yaratığı, Mühründen fışkırttığı gümüş şok dalgasıyla geriye fırlattı. Gümüş ışık yaratıkların bedenine temas ettiği an, üzerlerindeki karabüyü bağları kopuyor ve yaratıklar cansız kemik yığınlarına dönüşüyordu. (Karan - Zihinsel Bağ) “Ela! Sol tarafında devasa bir Avcı birliği var! Barlas’ı sıkıştırıyorlar!” Ela hızla sola döndü. Barlas, üç büyülü Avcı tarafından etrafı sarılmış, omzundan aldığı derin bir yara nedeniyle dizlerinin üzerine çökmüştü. Avcılardan biri mor alevli baltasını Barlas’ın boynuna indirmek üzereydi. Ela tek bir sıçramayla araya girdi. Sol elini havaya kaldırarak Mührün tüm gücünü tek bir noktaya odakladı. "Geri çekilin!" diye bağırdı. Ela’nın elinden fırlayan gümüşi ışık sütunu, Avcının baltasını havada paramparça etti. Şok dalgası diğer iki Avcıyı da metrelerce geriye fırlatarak kayalıklara çarptı. Ela hemen Barlas’ın yanına diz çöktü. Avucunu Barlas’ın kanayan omzuna bastırdı. Mührünün iyileştirici ışığı, Barlas’ın yarasındaki mor büyülü zehri saniyeler içinde temizledi. "Teşekkür ederim... Alfa Dişi," dedi Barlas, nefes nefese ayağa kalkarak. Ancak bu zafer anı çok uzun sürmedi. Vadinin tepesindeki dik kayalıkların üzerinde, mor ve siyah pelerinlere bürünmüş dört figür belirdi. Bunlar sıradan Avcılar değildi. Kadim Konsey’in en yüksek rütbeli Yüksek Büyücüleriydi. Elllerindeki siyah asaları aynı anda toprağa vurdular. TAK. TAK. TAK. Gökyüzü aniden simsiyah bulutlarla kaplandı. Şimşekler çakmaya başladı ama çakan şimşekler sarı değil, zehirli bir mor renkteydi. Büyücüler kadim dilde bir büyü mırıldanmaya başladılar. Savaş meydanında ölen Avcıların ve yaratıkların kanı, topraktan süzülerek gökyüzüne doğru akmaya başladı. "Bu bir tuzak!" diye kükredi Karan zihinden. "Savaşmak için gelmediler... Kan toplamak için geldiler!" Gökyüzündeki mor kan bulutu, tek bir odakta toplanarak devasa bir mızrak şeklini aldı. Yüksek Büyücülerin dördü de asalarını doğrudan Ela’ya doğru doğrulttu. "Gümüş Kan’ın Mührü kırılacak!" diye haykırdı Büyücülerden biri. Mor kan mızrağı, ses hızını aşan bir süratle doğrudan Ela’ya doğru fırladı! Karan bunu fark ettiği an, insan formuna bile dönüştürmeden devasa kurt bedeniyle Ela’nın önüne atıldı. Kendini feda etmek, o kalkan olmak istemişti. Ancak mızrak Karan’a çarpmadı. Karabüyü mızrağı, Karan’ın etrafındaki gümüş auranın içinden geçerek doğrudan Ela’nın sol köprücük kemiğindeki Ay Mührü’ne saplandı! "HAYIR!" diye gürledi Karan. Sesi tüm vadide acı dolu bir çığlık olarak yankılandı. Ela’nın bedeninden kulakları sağır ede…