11. BÖLÜM: Fırtına Öncesi Sessizlik ve İnsan Dünya
Yazar: zeynep ay

Kuzey sınırından gelen haberin üzerinden iki gün geçmişti. Kan Sisi sürüsü, yaklaşan büyük fırtınanın bilinciyle adeta bir savaş kampına dönüşmüştü. Ormanın stratejik noktalarına kurulan gözetleme kuleleri, devriye gezen kurtların ulumalarıyla yankılanıyor; Barlas liderliğindeki muhafızlar gece gündüz demeden savunma hatlarını güçlendiriyordu. Karan ise Ela’yı bir an bile yanından ayırmıyordu. Malikanenin çalışma odasında, haritalarla kaplı büyük ahşap masanın başında duruyorlardı. Karan, haritadaki nehir yatağını ve insan dünyasıyla sınır oluşturan eski tren yolunu parmağıyla işaret etti. "Boran’ın adamları insan dünyasındaki o mahluku buraya getirmek üzere," dedi Karan, sesi buz gibi bir ciddiyetle kaplıydı. "Onu bir yem olarak kullanacaklar. Sen ortaya çıkıp teslim olana kadar ya da ben kontrolümü kaybedip hata yapana kadar seni zihnen yıpratmaya çalışacak." Ela haritadaki o eski tren yoluna baktı. Çocukken, üvey babasının öfkesinden kaçıp saklandığı paslı vagonları hatırladı. Yıllar geçmişti ama o kâbusun kokusu hâlâ zihninin kuytu bir köşesinde bekliyordu. Ancak bu kez sol göğsündeki mühür, Karan’ın varlığıyla bir kor gibi parıldayarak o kâbusu yakıp yok ediyordu. "Beni o adamla sınayamaz Karan," dedi Ela, başını kaldırıp adamın kehribar gözlerine bakarak. "Geçmişimdeki o korkak kız çoktan öldü. O adam beni bir borç senedi gibi satmaya çalışmıştı... Ama şimdi kim olduğumu biliyorum." Karan kızın çenesini tutup yüzünü kendine doğru kaldırdı. Bakışlarındaki sert öfke, Ela’ya baktığı an yerini derin bir tutku ve şefkate bıraktı. "Sen benim Alfa Dişimsin Ela," dedi Karan fısıltıyla. Dudaklarını kızın alnına bastırdı. "Senin üzerindeki hiçbir gölgeye tahammülüm yok." O sırada odanın kapısı sertçe vuruldu ve Asena içeri girdi. Elinde şifalı otlardan yapılmış iki kupa çay vardı. Yüzündeki yorgunluk izlerine rağmen gözlerinde gururlu bir parıltı vardı. "Sınır kulübesinden haber geldi," dedi Asena, kupaları masaya bırakırken. "Boran’ın adamları insan dünyasından iki araçla sınırı ihlal etti. Yanlarında iki insan var; biri yaşlı, sarhoş ve hırpalanmış görünüyor... Ela'nın üvey babası." Ela’nın nefesi bir an için kesildi ama hemen kendini topladı. Karan’ın eli beline kaydı, onu kendine sımsıkı çekti. "Yanındaki diğer insan kim?" diye sordu Karan. "Siyah takım elbiseli, şehirli bir borç tüccarı," dedi Asena nefretle. "Boran onlara ormanda büyük bir altın hazinesi ya da tazminat olduğunu söyleyerek kandırmış olmalı. İnsan hırsı... Ne kadar kolay yönlendiriliyor." (Karan - Zihinsel Bağ) “Hazır mısın Mühürlü’m? Bu lekeyi hayatından tamamen silmeye gidiyoruz.” (Ela - Zihinsel Bağ) “Seninle her yere gelirim.” (Eski Tren Yolu ve Sisli Vadi) Kuzey sınırındaki terk edilmiş tren istasyonu, yoğun bir sis tabakasının altındaydı. Paslı rayların üzerinde duran iki siyah arazi aracının yanında Kuzey sürüsünün insan formundaki beş savaşçısı bekliyordu. Araçlardan birinin kapısı açıldı. Dışarıya üstü başı kir içinde, alkolden yüzü şişmiş, yarı sarhoş bir adam fırlatıldı: Ela’nın üvey babası Rıza. Arkasından da elinde çanta tutan, korkudan tir tir titreyen bir tefeci indi. "Neredeyiz lan biz?!" diye bağırdı Rıza, etraftaki devasa çam ağaçlarına ve üzerlerine çöken sis tabakasına bakarak. "Bana kızımın izini bulduğunuzu, borçlarımı silecek kadar para vereceğinizi söylemiştiniz! Bu lanet ormanda ne işimiz var?!" Kuzey sürüsünün lideri konumundaki iri yarı savaşçı iğrenerek Rıza’ya baktı. "Kapa çeneni insan pisliği. Birazdan kızını göreceksin... Tabii kızı senin parçalanmış bedenini görmeye dayanabilirse." "Ne diyorsun lan sen?!" Rıza kaçmaya yeltendi ama adam onu ensesinden tutup yere fırlattı. Tam o sırada ormanın içinden dehşet verici, yeri göğü sarsan bir kükreme yükseldi. Rıza ve tefeci çığlık atarak kulaklarını kapattı. Sis tabakası aniden yarıldı. Ağaçların arasından devasa gümüşi-siyah bir kurt çıktı. Karan! Onun arkasından Barlas ve Kan Sisi sürüsünün en güçlü muhafızları belirdi. Ve hepsinin önünde, üzerinde koyu renkli avcı kıyafetleri, beli…