Bölüm6
Yazar: Peri1

Emir’in İç Çatışması – Kael’e Karşı Kıskançlık Emir, gölge sarayının karanlık salonunda tek başına oturuyordu. Tahtın soğuk taşına yaslanmış, bakışları boşluğa kilitlenmişti. Ama gözleri, zihninde beliren ışıkla dolup taşıyordu: Kael’in gözleri. O gözler, saf ve tamamlanmış ışıkla parlıyor, dünyayı ve Emir’i aydınlatıyordu. “Nasıl olabilir…?” diye fısıldadı kendi kendine. Kalbindeki suçluluk ve öfke birbirine karışmıştı. Kael’in ışığı hem yakıyor hem de çekiyordu. İçinde istemeden kıskançlık filizleri yeşeriyordu. — “Ben de… ben de o ışığa sahip olmalıydım. Ama neden bende yok, içimdeki bu yabancılık neden?” Emir, küçük yaşta Kael’in uzattığı eli hatırladı. Kael ona yardım etmeye çalışmıştı, ama o geri çekilmişti. O günkü utanç ve korku, şimdi içini kemiriyordu. İçinde bir boşluk oluşmuş, boşlukla birlikte özlem büyümüştü. Kael’e olan bakışı, sadece kıskançlık değil; aynı zamanda içten içe ışığı arayan bir açlıktı. “Kael tamam… eksiksiz… ve ben… ben yalnızım, ve eksik” diye düşündü. Kendi gölgesine bakarken, kalbindeki mühür çatırdıyor, içindeki karanlık biraz daha belirginleşiyordu. Ama o karanlığın içinde bir ışık, Kael’in ışığının yankısı, sessizce titriyordu. Elara’nın sesi, ilk kez Kael’e dokunduğunda da vardı: “Işığa dokunan her şey senin içinde bir yankı bırakır.” Emir bunu hissetmişti; bilinçaltında bir yerde, farkında olmadan özlemişti bu ışığı. Ama gururu ve korkusu buna izin vermiyordu. Ve işte o an, içinde yeni bir gerçeklik doğuyordu: ışığı arzulayan bir gölge sesleniyordu uzaklardan. Kıskançlık ve özlem karışıyordu ruhunun karanlık tarafına; bir yandan Kael’e düşman gibi bakıyor, bir yandan da onun ışığında kendini bulmayı istiyordu. Bu çatışma, Emir’in varoluşunu şekillendiriyor, gelecekteki her adımını belirleyecek bir enerjiye dönüşüyordu. Gece – Rüya ve Mühür Selin yastığa başını koyduğunda göz kapakları ağırlaşmıştı, ama zihni hâlâ uyanıktı. Emir’in sesi o itici ama büyüleyici varlığı hala içinde dönüp duruyordu. İstememekle çekilmek arasındaki çizgi o kadar bulanıktı ki bunu uyku ile uyanıklık arasında bile algılayabiliyordu… Gözleri kapandığında ilk hissettiği şey, boynunda ve göğsünde yayılan bir titreşimdi; tıpkı ilk gecelerdeki gibi. Ama bu kez Kael daha yakındı. Sesini fısıltı gibi değil, daha derinden, kalbinin derinliklerine işleyen bir yankı gibi duydu: — “Beni özledin Selin.” Selin gözlerini rüyanın içinde açtı. Ayaklarının altı yapraklarla dolu, nemli toprakla kaplı bir ormanın göbeğindeydi. Hafif bir rüzgâr yaprakları okşuyor, ormanın içinden tatlı ve taze bir koku yükseliyordu. Kael, sırtını ona dönmüş, gölün kıyısında diz çökmüştü. Selin yaklaştı; Kael’in gözlerinde ilk kez öfke vardı, ama öfke aynı zamanda kırılgan bir koruma gibiydi. — “Neden bana dokunmadın?” diye sordu Kael. Selin, titreyen bir sesle cevap verdi: — “Ben… sana dokunamadım Kael, çünkü sen yalnızca rüyalarıma geliyorsun. Emir bir şeyler yapıyor ne olduğunu anlayamıyorum ve gerçek ile hayal arasındaki o çizgide yürüyorum onun yanında.” Kael sert bir nefes aldı: — “Dokunmasına izin verdin!” Selin gözlerini Kael’e dikti: — “Artık sadece rüyamda değilsen, belki sana da dokunabilirim Kael.” Kael’in bakışları yumuşadı. Parmak uçları Selin’in yanağına değdi; bu bir ten dokunuşu değildi, ruhsal bir temasın varoluşu gibiydi. Selin’in gözleri kapandı ve bedeni aniden titremeye başladı; Kael’in dokunuşu rüyadan taşan bir gerçeklik gibi her hücresine nüfuz ediyordu. Kael fısıldadı: — “Unutma, Emir senin gerçekliğini bükebilir, ama seni değiştiremez, duyguların, hislerin, ışığın hepsi seninle sen gerçekliği kontrol edebilirsin Selin, bunu yönetmek senin elinde, sen güçlüsün sen bir ışık taşıyıcısın.” O anda, Kael’in parmak uçlarından çıkan mavi bir ışık Selin’in göğsüne aktı; kalbinin tam üstünde, usulca bir işaret belirdi—sanki bir mühür gibi. Uyandığında hâlâ kalbinde sızlayan o ışık parçası vardı. Emir gerçekliği bükebiliyordu, ama Kael… onun ruhunu çağırıyordu. Selin gözlerini açtı; odanın loş ışığında perdelerin arasından süzülen gün…