Bölüm3
Yazar: Peri1

Gece – Selin’in Evi Elara’nın İlk Fısıltısı Toplantı bitmişti ama Selin’in zihni hâlâ susturulamayan sorularla doluydu. Emir’in bakışları, sanki kalbinin etrafına yıllardır ördüğü taş duvarları çatlatmıştı. Ama asıl ürkütücü olan, o bakışların tanıdık gelmesiydi. Sanki daha önce… başka bir hayatta… başka bir varlıkta… aynı gözler ruhuna dokunmuştu. Odasına girdiğinde yağmur hâlâ cama vuruyordu. Loş ışık, duvarlarda titrek gölgeler oluşturuyordu. Yatağa uzandığında, gözlerini kapatmaktan çekindi. Çünkü biliyordu: kapatırsa o rüyaya geri dönecekti, ama bu kez rüya yalnızca Kael ile sınırlı kalmayacaktı. Karanlıkta başka bir varlık daha bekliyordu. Ve işte o anda oldu… Karanlığın derinliklerinde, incecik bir ses kulağında yankılandı. "Henüz başlamadın bile…" Bir anlığına dünya sessizleşti. Selin gözlerini kapattığında, kulaklarının içinde uğuldayan ses bir yankıya dönüştü sanki binlerce yaprağın aynı anda nefes aldığı bir orman… Ve o ormanın derinliklerinde bir ışık vardı. Soluk ama tanıdık. Bir adım attı; zeminin altındaki toprak yumuşaktı, ayaklarının altında yosun gibi bir doku hissediyordu. Rüya değildi bu. Rüyanın ötesindeydi. Gökyüzü morumsu bir sisle kaplıydı. Ağaçlar, köklerinden yukarıya doğru gümüş bir parıltı salıyor, yaprakların arasından altın damlalar düşüyordu. Her damla yere değdiğinde bir çiçeğe dönüşüyor, o çiçeklerin üzerinde de kelebekler kanat çırpıyordu. Selin, etrafına baktı. Nefes aldığı her an, ormanın da onunla birlikte nefes aldığını fark etti. Sonra bir fısıltı duydu bu kez kulaklarının içinde değil, kalbinin tam merkezinde. “Burası senin için, Selin. Işık, seni çağırdı.” Elara’nın sesiydi, Ama bu kez sesi bir titreşime dönüşüp havada yankılandı. Karanlık gövdeli bir ağacın içinden, beyaz bir siluet süzülerek ortaya çıktı. Elara görünüyordu artık. Teninin üzerinde sabah sisi gibi bir parlaklık vardı, gözleri yeşil ile altın arasında bir renkte yanıyordu. Rüzgâr saçlarını savururken, etrafa küçük ışık tozları saçıldı. Selin birkaç adım geriledi, kalbi hızla çarpıyordu. “Elara…” dedi, “sen… gerçeksin.” Elara gülümsedi. “Gerçeklik, inandığın şeyle başlar. Senin kalbinin içindeki ışığı ben değil, sen yarattın. Ben yalnızca onu hatırlatıyorum.” Selin gözlerini kısmaya çalıştı. “Burası neresi?” Elara, elini kaldırdı. Ormanın merkezi bir an parladı; ağaçların arasından bir göl belirdi. Gölün suyu, ayna gibi durgundu. “Burası, içindeki orman,” dedi. “Her insanın kalbinde bir orman vardır. Senin ormanın uzun süredir uykuda. Şimdi uyanıyor.” Selin göle yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü. Yüzünü suya yaklaştırınca, kendi yansımasını gördü. Ama o yansıma gülümsemiyordu. Gözleri siyahlaşmış, etrafında gölgeler dolaşıyordu. Bir an için kendi karanlık halini gördü korkak, öfkeli, kırılmış halini. Sesi titredi: “Bu… ben değilim.” Elara sessizce yanına geldi, suya dokunmadı, sadece başını eğdi. “O da sensin. Işık, sadece gölgelerinle barıştığında doğar.” Selin’in boğazı düğümlendi. Gözlerinden yaşlar aktı, suya karıştı. O an gölün yüzeyi parladı, içinden bir kelebek yükseldi. Kelebek bir an Selin’in kalbine kondu, sonra Elara’nın avucuna uçtu. Elara kelebeği sevgiyle tuttu, gözleriyle Selin’e baktı: “Artık hatırlıyorsun. Ben senin dışında değilim, içindeyim. Işık, senin korkularından doğdu. Şimdi onları mühürle.” Orman bir an sessizleşti. Rüzgâr durdu, yapraklar ışığa döndü. Ve Selin, gözlerini açtığında odasındaydı — kalbi hâlâ çarparken, avuçlarının arasında soluk bir ışık çizgisi vardı. Bir kelebek kanadının izi gibi… Gerçekliğin, yavaşça değişmeye başladığının kanıtıydı bu. Selin hızla gözlerini açtı. Oda sessizdi, hiçbir şey yoktu. Ama göğsünün tam ortasında sıcak bir yanma vardı. İçeriden dışarı çıkmak isteyen bir kıvılcım gibi… "Işığını hatırla…" Bu sesi tanımıyordu. Kadın sesiydi, yumuşak ama buyurgan. Sanki kendisinden daha eski bir benliğe ait, eski çağların yankısını taşıyan… Yalnızca kelimeleri değil, sesin içinde binlerce yılın bilgeliği vardı. Selin derin bir nefes aldı. Kalbinin ritmi önce yavaşladı, so…