Bölüm18
Yazar: Peri1

Merkezde Tanışma Işık patlamasıyla birlikte kanatlar geri döndü, meydana tarifsiz bir coşku yayıldı. Periler, renk renk kanatlarını gururla açıyor, birbirlerine sarılıyor, gülüyorlardı. Ancak gözler kısa süre içinde Selin’e çevrildi. Auren, Selin’in elini nazikçe kavrayarak kalabalığa doğru yönlendirdi: “Prenses Selin, peri diyarının kalbine hoş geldin.” Önlerinde Liya belirdi; uzun zümrüt yeşili saçları yere kadar uzanıyor, elinde gümüş bir asa tutuyordu. “Son peri… Kehanette söylendiği gibi, seni görmek kalbime huzur getirdi.” Selin saygıyla başını eğdi: “Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.” Liya hafifçe gülümsedi: “Biz seni kabul etmedik, prenses. Biz seni bekledik.” Sırayla şifacılar, bahçıvanlar, rüzgarı kontrol eden savaşçılar geldi; her biri Selin’e saygı gösteriyor, Elara’ya da minnetle selam veriyordu. Auren, Selin’in yanında bir gölge gibi duruyor, fırsat buldukça gözlerinin içine bakıyordu. Taçtaki kelebekler hafifçe fısıldadı: “Kalbinde iyilik var, ama duyguları yolları değiştirebilir. Onu tanımak için acele etme.” Elara, Auren’in bu yakınlığını fark edip sakin bir sesle araya girdi: “Merkezde tanışman gereken daha çok kişi var, prenses. Bazı kapılar ancak doğru ellerle açılabilir.” Kalabalığın arkasından iri yapılı bir peri ortaya çıktı. Kanatları altın renginde parlıyordu; gözleri sert ama saygılıydı. “Ben Karmis, buranın koruyucusuyum. Merkez, seni tanır ve sana itaat eder. Ama buraya gelen herkes kalbini de getirmek zorundadır.” Selin, sözlerindeki ağırlığı hissederek başını salladı: “Kalbim zaten buraya ait, yalnızca hatırlaması gerekiyordu.” Kalabalıktan hafif bir uğultu yükseldi. Auren, Selin’in kulağına eğildi: “Gördün mü, onlar seni çoktan kabul etti. Artık bu diyar senin evin.” Elara kenardan sessizce izlerken hafifçe iç çekti; bu kabul töreninin arkasında hâlâ çözülmemiş bir gölge olduğunu biliyordu. Merkezdeki Karşılaşma ve Kanatların Tam Uyanışı Selin, kristalin önünde durdu. Ellerini hafifçe salladı, taçtaki kelebekler titreyerek etrafında dans etti. Işıkla örülü sütunun enerjisi, içten dışa doğru yayılarak meydanı dolduruyordu. Derin bir nefes aldı; kalbinin her atışı, sadece kendi bedeninde değil, tüm diyarın ruhunda yankılanıyordu. Elara sessizce yanında duruyordu. Gözleri bembeyaz, ışığın tam özüyle parlıyordu. “Hazırsan,” dedi Elara, “artık her şeyi görebilirsin.” Selin ellerini kristale koyduğunda, sütun bir kez daha patlama yaptı. Altın, gümüş ve mor ışıklar gökyüzüne doğru yükseldi; tüm perilerin kanatları bir kez daha dalgalandı, bu sefer daha parlak, daha canlı. Kalabalık hayranlık ve sevinç içinde nefeslerini tuttu. Sütunun içindeki ışık bir spiral çizerek Selin’in kalbine ulaştı. İçinde uzun süredir mühürlenmiş bir güç, hafızaların, anıların ve Alina’nın gölgesiyle birlikte Serin’in içinde yankılanmaya başladı. Gözlerini kapattı, geçmişin tüm ağırlığını hissetti; korku, acı ve yalnızlık… Ama aynı anda, tüm o duygular birleşip onu güçlü kıldı. Bir adım attı ve gözlerini açtığında, artık sadece Selin değildi. İçinde Elyandra’nın ışığı, Elara’nın ruhani varlığı ve kendi kalbinin gücü vardı. Kanatları, taçtaki kelebekler aracılığıyla tamamen uyanmıştı; her çırpışında evrenin ritmiyle uyumlu bir ışık saçıyordu. O anda, merkezdeki kristal çatladı ve küçük parçalar gökyüzüne savruldu; her biri yeni bir yıldız gibi parladı. Bu çatlak, sadece bir yıkım değil, aynı zamanda Elyandra’nın yeniden doğuşunun kapısıydı. Selin, Elara’ya baktı: “Bunu başardık mı?” Elara gülümsedi: “Daha yeni başlıyoruz. Ama artık karanlık, ışığa yaklaşamayacak.” Meydanı dolduran periler, Selin’in kanatlarının çevresinde dans ederken, birdenbire büyük bir enerji dalgası yayıldı. Sanki Elyandra’nın kalbi atıyor, uzun yıllardır susmuş şarkısını yeniden söylüyordu. Selin, kanatlarını açtı ve bir adım ileri attı; her adımıyla diyarın dokusu değişiyor, toprak parlıyor, çiçekler boy veriyor, gökyüzü yeni bir renk tonuna bürünüyor, rüzgar hafifçe melodik bir uğultu çıkarıyordu. Liya, Auren ve Karmis bir adım geride durarak…