Bölüm17
Yazar: Peri1

KANATLAR UYANIYOR – Selin’in Peri Diyarına İlk Adımı Ay ışığı, önlerindeki şeffaf su perdesini gümüş gibi parlatıyordu. Elara, Selin’e döndü ve elini uzattı: “Hazır mısın? Buradan geçtiğinde geri dönüş artık eskisi gibi olmayacak.” Selin hafifçe gülümsedi: “Sanırım zaten hiçbir şey eskisi gibi değil.” Elara elini sıktı ve birlikte periler diyarına adım attılar. Ayaklarının altındaki toprak ince çimenlerle kaplıydı; gökyüzü mor ve altın renklerinde dans ediyordu. Yüzlerce minik altın kelebek, etraflarında dönmeye başladı. Kanatlarının her çırpışı, havaya parıltılar saçıyordu. Kelebekler, Selin’in saçlarına konarak birbirlerine kenetlenmiş bir taç oluşturdu: ışıkla örülü, nefes alan bir taç. Selin etrafa bakarken, devasa bir ağacın gövdesinden ışık süzüldü. Ardından sakalları ve yapraklarla kaplı, gözleri yosun yeşili yaşlı bir varlık belirdi. Omzunda minik kuşlar, ellerinde asa gibi bir dal vardı. Mavren’in gözleri Selin’e kilitlendi ve dudaklarında geniş bir gülümseme belirdi: “Demek sonunda Büyülü Diyar’ın Prensesi Selin karşımda duruyor.” Selin, şaşkınlıkla Elara’ya baktı: “Prenses mi?” Elara hafifçe gülümsedi: “Sanırım sana anlatmam gereken çok şey var. Onlar seni hiç unutmamışlar.” Elara, Selin’e doğru uzandı ve nazikçe bir kitap uzattı: “Bunu al, Selin. Belki eksik parçalarını bulmana yardımcı olur.” Selin kitabı eline aldı; kapağı tanıdık ama bir o kadar gizemliydi: “Kayıp Yüz”. Daha önce masasında gördüğü yarım ve silik sayfalardan farklı olarak, bu sefer silüetler belirginleşmiş, sayfalardaki yüzler neredeyse canlı gibi duruyordu. Sanki her biri Selin’e bakıyor, fısıldıyordu. Sayfaları çevirdikçe, önce görünmeyen yazılar birer birer ortaya çıkmaya başladı. Satırlar titreşiyor, gözleriyle okudukça anlam kazanıyordu. Her sayfa, Selin’in kayıp parçalarını, unuttuğu anılarını ve bastırılmış hislerini birer birer gün yüzüne çıkarıyordu. Kitap sadece bir rehber değil, aynı zamanda bir çağrıydı: “Gözlerini aç, kalbini hisset. Kaybolan parçaların burada seni bekliyor.” Selin, kitabın sayfalarına dokundukça, silik yüzlerin her biri kendi içinde bir hatıra, bir his ve bir sır gibi gözlerinin önünde canlanıyordu. Her satır, görünmez fısıltılarla birleşiyor, Elara’nın sessiz rehberliğiyle Selin’in içsel yolculuğunu derinleştiriyordu. Selin kitabın sayfalarına dokunurken, silik yüzler birer birer belirginleşiyor, görünmeyen yazılar sayfadan yükselir gibi gözlerinin önünde canlanıyordu. Kalbinde hem tanıdık bir huzur hem de hafif bir tedirginlik vardı; sanki eski bir hatıra ve yeni bir sır aynı anda uyanıyordu. Mavren başını eğerek selamladı: “Hoş geldiniz. Elara’yı burada görmek güzel. Ama onun gelişi, diyarımız için büyük bir işaret.” Kelebeklerden oluşan taç hafifçe titreşiyor, her kanat çırpışı Selin’in kalbinde tanıdık bir huzur bırakıyordu. Mavren bastonunu yere vurdu: “Uzun zaman önce, bu diyarın her köşesi ışıkla doluydu. Perilerimiz birbirine sadıktı, ta ki bir gün bir peri yolunu şaşırana dek.” Elara derin bir nefes aldı ve Selin’e doğru adım attı: “O perinin adı Alina’ydı. Göz kamaştırıcı bir güzelliği vardı ama kalbinde huzursuz bir boşluk büyüyordu. O boşluğu doldurmak için karanlığın sesini dinledi ve onunla bir anlaşma yaptı.” Mavren başını salladı: “O gün karanlık diyarımıza ilk adımını attı. Işıklar soldu, güvenimiz parçalandı. O işbirliği senin hikâyenin değişmesine sebep oldu, prenses Selin.” Selin kaşlarını çattı: “Benim hikâyem mi?” Elara yumuşak ama net bir sesle konuştu: “Sen, bu diyarın son ışık perisisin. Doğduğun an diyarın geleceği senin ışığına bağlandı. Ama Alina’nın ihaneti seni korumak için alınan zor bir kararı getirdi. Seni dünyaya gönderdik, tüm hafızan mühürlendi, herkes seni unutmuş gibi yaptı. Sadece kehanet kaldı: ‘Son peri döndüğünde, mühür çözülecek ve ışık tekrar yükselecek.’” Mavren gülümsedi: “Bugün sen buradasın, ama yalnız değilsin. Elara’nın gelişi kehanette geçen ikinci işaret. Onun buraya adım atması tüm olasılıkların kapısını açtı.” O anda Selin başının üzerinde hafif bir fısıltı duy…